• Köy okullarının fiziki şartları sınırlıdır. Örneğin kalorifer sistemi olmayan bir köy okulunda ısınma sorununu soba ile gideririz. Küçük köy okullarında genellikle hizmetli personel bulunmaz. Sobanın yakılması, kurulması, boşaltılması vb. işlerini öğretmen yapar...
  • Eğer bu kitaptaki bilgileri eğitim hayatında uygulayıp başarı elde etmek için alıcaksanız pek fazla işe yarayacağını sanmıyorum. Hayat teorikten yazıldığı gibi yaşanamaz. Hayatın akışı hiç bir nesnede yer alamaz. Kitaba gelince çoktan seçmeli, klasik sınavlarda, mülakatlarda nasıl davranılması gerektiğini standart sorulara nasıl cevap verilmesi gerektiğini anlatılıyor. Fakat Abd eğitim sistemi baz alınarak. Ancak düzene karşı yorum ve eleştirileri yazarın başarışı.
  • INGVAR KAMPRAD
    IKEA'nın 'herkese uygun bir çözüm' yaratmaya çalışması, Ingvar'ın bir öğrenci olarak 'kendine uygun bir eğitimden' mahrum bırakılmasıyla bağlantılı olabilir mi? Herkesi aynı kalıba sığdırmaya çalışan bir eğitim sistemi, kalıp dışı düşünce sembolü IKEA'yı doğurmuş olabilir mi?
    Dünyaya buluşlarıyla katkı sağlayan herkes gibi o da ölümsüz
  • Kürt şiirinin mihenk taşı sayılabilecek bir eserdir Melaye Ciziri Divan ı .Başucu kitabı olarak raflara yerini almalı diye düşünüyorum . Birbirinden güzel şiirler , kalıplaşmış mazmun cümlelerle kendinizi rüya alemindeymiş gibi hissediyorsunuz . Şiddetle tavsiye ediyorum herkese .Özellikle kendi dilinde Kürtçe olarak okunması halinde daha bir zevkli oluyor.
    Molla Ahmed-i Cezirî veya Molla-yı Ceziri (1570-1640), 15. yüzyılda yaşamış olan Osmanlı Kürt alim ve mutasavvıfı.

    Asıl adı Ehmed olan alimin doğum tarihi hakkında kesin bilgiler mevcut değildir. Kendisinin şiirinde belirttiğine göre Hicri takvime göre 974’te Cizre’de dünyaya gelmiştir.Miladi takvime göre 1566’a denk gelir. Dindar bir ailede büyümüştür. Diyarbakır, Bingöl, Hasankeyf gibi farklı yerlerde eğitim alan alim, imamlık görevini Diyarbakır’da yapmıştır. Diyarbakır’dan sonra Sırba, Hasankeyf ve Cizra’de imamlık yapmıştır ve hayatının sonuna kadar Cizre’de kalmıştır.

    Alimin en önemli eseri Divan’ıdır. Divan’ının birden çok elyazması nüshaları mevcuttur. Bunlar arasında en eskisi Muhammed Tayyar Paşa-yı Amidi’nin 1131 Hicri tarihli el yazmasıdır. Bir diğer eski nüsha da Alman şarkiyatçı Martin Hartman (1851-1918) tarafından 1904 yılında Berlin’de Almanca bir önsözle birlikte tıpkıbasımı yapılan nüshadır. 2007 yılında alimin Divan’ı Kent Yayınları tarafında Türkçe olarak yayınlandı ve bu çalışmada eserin mevcut nüshaların tümü göz önünde tutularak hazırlanmıştır.
    Bediüzzaman Saidi Kurdinin İstanbul’da kolunun altında taşıdığı, yanından ayırmadığı tek kitabı olduğu söylenir. Üstad, Mela Cizîrî hakkında ayrıca şöyle der: “Melayê Ciziri, Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ve Mevlânâ cami aşk makamında birdirler. “
    Kürt tasavvuf şiirinin en önemli temsilcisidir. Onun divan’ı geleneksel eğitim sistemi içinde temel derslerden biri olarak görülmüş, iyi şiirin standardı olarak benimsenmiş ve Mevlânâ, Hafız, gibi tasavvufçu alimlerle eşdeğerde görülmüştür. Böylece bir çok şair kuşağı tarafından rehber olarak takip edilmiştir. Hâlâ şiirleri sözlü olarak bile halkın arasında gezinmekte ve onun hayatı üzerinden efsaneler üretilmektedir. Doğum tarihi bir çok spekülasyona neden olmuştur. Bazı araştırmacılar onun 1589 yılında, bazıları ise 1570’li yıllarda doğduğunu söyler. Bu tarihi çok daha erken zamanlara çekenler de vardır. nitekim araştırmacı Farhad Shakely “şairin doğumu ve ölümü hakkında verilen en erken ve en geç tarihler arasında tam olarak dört buçuk yüzyıllık bir aralık vardır” demektedir. Yine başka bir iddiaya göre Cizre sarayında prens ve prenseslere ders verirken yazmış olduğu aşk kasidelerini zamanın Cizre Miri yanlış yorumlamış ve önce Mela’yı idama mahkum etmiş sonra vazgeçip Diyarbakır’a sürgün ettirmiş. Diyarbakır’da kaldığı yedi yıl süre içinde Cizre’ye bir damla yağmur yağmadığı iddia ediliyor.

    29773_122800784416938_4308362_nCizîrî’nin nerede doğduğu da bir muamma olmasına rağmen onun Cizre bölgesinde yerleşik olan Botî aşiretine mensup olabileceğini söyler araştırmacılar. Hayat hikâyesinin belirli bir kayıt altına alınmaması, onun etrafında daha da mistik bir atmosferin oluşmasına neden olmuştur. İlk eğitimini babasından alan Cizîrî, daha sonra medreselerde geleneksel dini eğitimi almak üzere yola çıkar. Diyarbakır, Hakkâri gibi yerlerde eğitimini tamamlar ve daha sonra Diyarbakır’ın Sterebas köyünde o dönemin önemli alimlerinden Molla Taha’dan dini icazetini alır. Cizîrî’nin bazı şiirleri onun daha sonra Şam’a ve Irak’a gittiğini de bize işaret eder.

    Cizîrî’nin hayatının kronolojisi etrafında örülen efsaneler onu şark’ın diğer alimleriyle yan yana getirir. Önceleri Kur’an eğitimi, daha sonra geleneksel eğitim sistemi, bilgi almak için çıkılan uzun yolculuklar ve camide vaiz olarak yada saray şairi olarak yapılan görevler. Nitekim Cizîrî’nin yaşamını bu kronolojiden ayıran ve onu biraz da Mevlânâ’ya yaklaştıran en önemli benzerlik ise aşkta yatmaktadır. Mevlânâ, Şems-i Tebrizi’yle karşılaştıktan sonra aşkın çeşitli boyutlarını yaşamaya başlar ve o zamana kadar sürdürdüğü geleneksel alimliği bir kenara bırakır. Cizîrî’de de aynı durum söz konusudur. Cizîrî’nin hayatının kırılma noktası onun Hasankeyf mirinin kızı Selma’ya olan aşkıyla başlar. O döneme kadar geleneksel bir din alimi olan Cizîrî, Selma’yla karşılaştıktan sonra aşk üzerine şiirler yazmaya başlar. Selma’nın aşkını ilahi bir aşka dönüştürür. ‘sureti öz’e yaklaştırır. Tasavvufi şiirlerinin de bu zamanda yazıldığı söylenir. Cizîrî, Divan’ında mela, melê ve nişanî gibi mahlaslar kullanmıştır.

    Bu büyük şairin bilinen tek eseri divan’dır. bugüne kadar onun başka bir eserine de rastlanmamıştır. Nitekim elimizdeki divan da çok daha sonraları başkaları tarafından derlenip yayınlanmıştır. kendisi böyle bir derlemeye gitmemiştir. Ancak el yazmaları mevcuttur.

    Melayê Cizîrî’nin divan’ı ilk defa 1904 yılında Berlin’de Martin Hartman tarafından basıldı. Daha sonra ise bugüne kadar en güvenilir kaynak olarak başvurulan kamışlı müftüsü Ahmedê Zivingî’nin bastırdığı ve derleyip toparladığı divan basıldı. Bu divan’da yüz yirmi şiir ve üç rubaiye forma bakılmaksızın, kafiyelerin son harfine göre alfabetik yer verildi. Bir başka önemli derleme kaynak ise Kürt şairlerinden Hejar’ın yayımladığı divan olmuştur. Yakın zamanda ise Celalettin Yöyler’in İstanbul Kürt enstitüsü tarafından basılan Şîroveya Diwana Melayê Cizîrî önemli bir kaynak olarak gösterilebilir. Diğer yandan şu anda elimizde bulunan ve Nûbihar yayınlarınca okuruyla buluşan Kürtçe ve Türkçe metin ise derli toplu bir şekilde Cizîrî’nin bütün şiirlerine yer vermektedir. Önemli bir başvuru kaynağı ise yine yakın zamanda Türkçeye çevrilen Melayê Cizîrî, sevgi ve güzelliğin şairi, kitabıdır.

    Cizîrî’nin şiirlerinde tasavvufi konular ve imgeler başattır. Ama temel teması aşktır. Aşkın çeşitli halleridir. Şiirlerin temel öğeleri belli bir ahenk çerçevesinde tema ve fikirlerle örülmüş ve sembolik olana çoklukla yer verilmiştir. Güzellik kavramı ise Cizîrî’nin şiirlerinde aşkın hemen yanı başında yer alır. Cizîrî’nin güzelliğe bakışı, diğer sufi düşüncelerine benzer. Cizîrî de güzelliği tanrının sıfatlarından biri olarak tanımlar ve onu bu şekilde benimser, şiirlerinde işler. Evrenin bir ayna olduğunu ve tanrının suretini yansıttığını belirtir. Nitekim şair evrende var olan güzelliği ilahi bir güzelliğin simgesi olarak işler. Aşkta da aynı mecrada ilerlemiş ve Selma’ya duyduğu aşk zaman içinde öz’e duyulan bir aşka dönüşmüştür.

    Cizîrî’nin şiirlerinde şarhoşluk imgesi de önemli bir yer tutmaktadır. Sarhoşluk ruhsal bir olgu olarak belirir şairde. Bu onun tasavvufi ve şiirsel dünyasının bir parçasıdır. Bu anlamda dönemin diğer kültürlerindeki örneğin Mevlânâ, Hafız gibi sufi şairlere benzerliği de söz konusudur. Sarhoşluğu ilahi güzelliğin bir sonucu olarak görür. Cizîrî’ye göre bu güzelliğe kavuşmanın yolu ruhsal terbiyeden geçer.

    Diğer yandan Cizîrî’nin gazelleri ise onun mistik olana tutkusunu, ilahi aşkı ve felsefi düşüncesini işler. Şair birçok şiirinde aşkını ve kırılganlığını dillendirmek için sevgilisine seslenir. Tanrı kavramı etrafında hiçleşme ve onunla birlik olma tarzındaki tasavvufi değerler şiirlerinde kendini okura hemen sezdirmektedir. Onun şiirlerinde aşık ve maşuk öylesine bir olmuşlardır ki (hem bedenen hem ruhen) sevilen onu kendi suretinde, aynada gördüğü gibi tanır, bilir ve sever. Şair ayrıca şiirlerinde çeşitli metaforlara da yer verir. Bu metaforlar daha çok önemli şark şairlerinde görülen metaforlardır. Kafes, yeni ay, sevgilinin kaşları gibi… Cizîrî’nin şiirlerinde aşkın dışındaki temel konular da vardır. Astronomiden, tarihe, felsefe ve fizike kadar birçok konu onun şiirlerinde yer almıştır.

    Cizîrî’nin, Kürtçenin bütün lehçelerinin yanı sıra Arapça, Farsça ve Türkçe de bildiği şiirlerinde belli olur. Bu dillerdeki kelimeleri şiirlerinde kullanmakta bir sakınca görmez. Araştırmacılar Cizîrî’nin, Cizre sınırları içinde bulunan medreseya sor’da (kızıl medrese) dersler verdiğini, öğrenciler yetiştirdiğini ve orada vefat ettiğini söyler. Farhad Shakely de buna değinir: “Cizîrî’nin hayatı ve şiiri bağlamında bir diğer önemli mesele onun kızıl medrese, medreseya sor, ile olan ilişkisinde yatar. Bu yapı şairin çağdaşı olduğu sanılan mir şerefler’den biri tarafından inşa edilmiştir. Söylendiğine göre, uzun süre sürgünde kaldıktan sonra II. Mir Şeref Cezire’yi ele geçirmek üzere yola çıktı, Allah’a dua etti ve şehre girdiği noktada bir cami inşa edeceğine söz verdi. Böylece kızıl medrese ve bir de cami inşa edildi. Cizîrî’nin kızıl medrese’de yaşayıp ders verdiği çok sık iddia edilen bir husustur.”

    Melayê Cizîrî ve divan’ı hem Kürt edebiyatı hem de dünya edebiyatı için çok önemli bir eserdir. Yüzyıllardır dilden dile dolaşan ve hiç eskimeyen şiirler onun üstün şiir kalitesini de gösterir. Estetiğe önem vermesi, aşkı yüceltmesi ve onu bütünsel bir yere taşıması, dünyadaki diğer felsefi akımlardan haberdar olup bunları şiirine konu etmesi ve daha birçok nedenden dolayı onu Mevlânâ Celaleddin-i Rumi, Hafız ve Mevlânâ cami ile aynı merhalede görmeyi zorunlu kılar.”

    Divanında toplam 140 şiir bulunan Ahmedê Cizîrî’nin eseri 2008 yılında Divan Osman Tunç tarafından Türkçe’ye kazandırıldı. Kürtçe ve Türkçe karşılıklı basılan eserin ilk sayısının tükendiği bildirildi.
  • İnsanların geliştirdiği hiçbir eğitim sistemi onun kitaplara ulaşmasını engelleyemezdi.
    Harper Lee
    Sayfa 44 - Sel Yayıncılık/ çeviri; Ülker İnce/ 22. baskı
  • Domino etkisi nedir?
    Mini bir domino taşının kendisinden biraz daha büyük bir domino taşını devirerek, biraz daha büyük bir domino taşının da biraz daha büyük bir domino taşını devirmesiyle devam eden ve sonunda çok çok daha büyük bir domino taşının devirmesini tetikleyen ve artarak ilerleyen etkileşim zinciri diyebiliriz.

    Evet herkesin elinde domino etkisi meydana getirmeye muktedir minik domino taşlarının olma ihtimali olduğunu söylesem? zaten pek çoğunuz ne demek istediğimi anlamışsınızdır.

    Bingooo... ÇOCUKLAR evet Anahtar kelime ÇOCUKLARIMIZ...

    Ama Nasıl? elimizde doğduğu andan itibaren algıları son derece açık, dünyayı hepimizden daha farklı algılayan ve hayal dünyası inanılmaz derecede geniş harikulade bir Su var. Su diyorum çünkü bu çocuğun gelişimi ve ileride yapabilecekleri ancak ailenin yani kabın şekli doğrultusunda ilerleyecektir. Aile ne kadar dar bir hazne ve görüşe sahipse çocukta ancak onunla paralel olarak ilerleyebilir.

    O zaman ne Yapıyoruz? İlk işimiz kabızı genişletmek ve dereyi görmeden paçaları sıvamak...
    işte kitap bu noktada devreye giriyor.

    Ödül nedir?
    Ödül, bir koşula bağlı olarak verilen ve kişi tarafından cazip görünen bir obje ya da etkinliktir. syf.18

    Çocukluğumuza döndüğümüzde takdir alırsan bisiklet, şunu yaparsan bunlar bunu yaparsan şunlar gibi gibi söylemleri hatırlamayanınız yoktur diye düşünüyorum.
    Bir de okul yıllarımızı hatırlayalım okumayı ilk başlayana kurdele yok elmanın kızarması, en çok kitap okuyana çikolata bilmem ne. vah vaaah...

    neden vah vah?

    Bir çocuğa ödül vererek asla iç motivasyon kazandıramazsınız. Mesela bir çocuğa ödev yaparsan pc ile oynayabilirsin dediğiniz anda ödev araç pc ise amaç haline gelir diyor yazarımız.
    İç motivasyon, bir işe karşı kendi ilgisiyle severek yaptığı özür iradesiyle karar vererek seçtiği dış kontrol olmadan yaptığı işlerde geliştirilen bir duygu,yöntemdir. Tarihe baktığımızda bir çok ünlü ressam, yazar, bilim adamı sadece kendi istediği için buluşlarını eserlerini arz edebilmiştir. Mesela Edison a kimse not vermemiştir. Veya bir rekabet ortamının mahsulü değildir bu insanlar.
    İç motivasyonu son derece yüksek bir yazar olan Dostoyevski bir arkadaşına yazdığı mektupta Diyor ki; Sipariş üzerine yazı yazmanın işkencesini çektin mi hiç?

    Evet, kontrol altında hissetmeyi işkence olarak yorumluyor Dostoyevski.
    yani bir çocuğun yaptığı işi iç motivasyonla yapması o işi layıkıyla yapmasında ki en önemli ölçüttür.

    İnsanın hedefe en kısa yoldan ve en az enerjiyle ulaşma eğilimi doğasının gereğidir.
    Mesela bi deney yapılıyor panayırda kasnak atma oyununu hepimiz biliriz kasnakları çubuklara geçirmemiz gerekiyor ve işlem tamam olay bu. bir gruba ödül veriliyor diğerine sadece bunu yap deniliyor. İkisinde de mesafe belli ama isteğe bağlı olarak daha da uzaklaşabilirsiniz deniyor ödül alan grup net bir şekilde uzaklaşmıyor sadece ödüle odaklarnıyor. ama ödül almayan grup başarılı atışlar yaptıkça daha da uzaklaşıyor ve başarı duygusunu hissederek kendini o işte geliştirme eğilimine giriyor.
    Yine Kitapta benzer bir sürü deneyler var genel olarak ödül alan grup ve almayan grubun özellikleri aynı ödül alan gruplar tamamen ödüle ulaşma odaklı tutum geliştirirken diğer grup zevk alarak gelişimine öncelik veriyor ve her iki gruba da boş zaman bırakıldığında görülüyor ki ödül alan grup o oyuna, işe, aktiviteye bekleme sırasında devam etmiyor çünkü onlar hedefine ulaşmış ve tatmin olmuş oluyor diğer grup ise boş zamanda da o işe devam ediyor ve severek yapıyor.
    Mesela not da bir ödül mekanizmasıdır. Başta kendimiz olmak üzere öğrencilere bakalım amaç sadece 5 veya AA almak. Bilgi öğrenmek yaratıcılık yok. Neden Biz notu geri bildirim aracı olarak değil rekabet ortamının pençesinde meydana gelen ödül sistemi olarak kullanıyor ve yarış atları gibi çocuklar yetiştiriyoruz.
    Sonuç ne mi? Şuan da en son bağlı olduğu okuldan mezun olmasının üzerinden bir kaç ay geçen insanlara Türkiye genelinde bir yeterlilik sınavı yapsak yüzde 90 ı geçemez.
    Neden çünkü amaç öğrenmek olmadı. Aile hep güzel, para kazanabileceği bi bölüm kazanmasını veya komşunun çocuğunun bir adım önünde olmasını istedi. Okul sa hep iyi notlar almasını derste çıt çıkarmamasını ödevlerini yapmasını kitap okumasını istedi. Ama öğrendiğini ne kadar anladığını ölçmedi.
    böylelikle köprüyü geçene kadar yetecek ezber yeteneği sayesinde bir yerlere gelindi. Ama gelinen yerde hiçbir şey üretilemedi. Bkz. Akademisyenlerimiz ve yazdığı hepsi birbirinin tekerrürü mahiyetinde ki intihallerle dolu makale ve çalışmalarına...
    bu bir paradoks aslında etki tepki..
    İşte bu kara düzeni değiştirmek noktasında bu tür kitap ve araştırmaların rolü büyük olacaktır. Tabii okuyup uyguladığımız müddetçe.
    Bu kitapta genel yapı itibari ile ödülün zararları ince elenip sık dokunarak okuyucuya sunulmuş ve çarpıcı bilimsel deney ve örneklerle pekiştirilmiştir. Sadece bu mu deyip geçememek gerek zira sadece Ödül olayını bile çözdüğümüz zaman iç motivasyonu yüksek bireyler yetiştirebileceğimizi akıcı ve anlaşılabilir bir dille bizlere sunmaktadır bu kitap.
    kitap hakkında detaya hiç inmedim ama bir çocuğun eğitiminde neleri yapmamamız neleri nasıl yapmamız gerektiği hakkında genel bir iskelet oluşturacak bir kitap. yani su bahsine geldiğimizde kabımızı genişletip şekillendirerek bizi eğiten bir kitap.
    Domino taşı mevzusuna gelirsek domino taşımızın sağlamlılığını ve şeklini de bu kitabın rehberliğindeki eğitim ve öğretim metodlarını uygulayarak nasıl meydana getireceğimiz bizim elimizde. kitap bizlere yalnızca domino taşı işleme sanatını öğretir ama nasıl işleyeceğimizi bizim hayal dünyamız ve bilgi birikimimize bırakır.

    Bana sorsalar bu kitap hakkında makale yazdırmadan hiçbir öğretmeni mezun etmezdim...

    Ancak Bu tür kitaplar bizi, ülkemizi geliştirir. Eğitim bir ülkenin can damarıdır. Bu damar tıkandımı Kalp krizi kaçınılmazdır. Zaten damarı tıkanık ülkemize bu kitaplar bay-pas ameliyatı etkisi gösterir tabi yeteri kadar geniş kitlelere ulaştığı zaman bu zihniyet...

    Bu incelemeyi eğitmek ve öğretmekle mükellef olan tüm bireylere armağan ediyor ve herkese domino etkisi yaratmaya muktedir domino taşları eğitme yolunda başarılar diliyorum...

    İstediğim ölçüde bir inceleme olamadı. biraz hayal kırıklığına uğramadım değil. Kitabı hakkıyla sizlere sunamadığımı ve dağınık bir yazı olduğunu düşünüyorum ama ancak bu kadar geldi elimden...
    umarım bir kişi dahi olsa bu kitabı okumasına vesile olurum...
  • Bir çamaşır makinesi düşünün, sadece açma ve kapatma düğmesi var. Yıkama bitince, makinenin sizi uyaracağı bir sistemi yok. Çamaşırı makineye attınız ve oturma odasına geçtiniz. Yıkamanın bittiğini nasıl anlarsınız? Anlayamazsınız. Sürekli kontrol etmeniz gerekir. Makinenin özdenetim sistemi yoksa siz onu kontrol etmek zorunda kalırsınız. Ama bir kurma düğmesi varsa, makineyi önceden kurarsınız, kontrol etmek zorunda kalmazsınız. Yıkama bitince makine size haber verecektir.
    Aynı şekilde siz bazı değerleri çocuğa kazandırırsanız, o da kendi kendini denetleyecektir. İç denetim kazanmış bir çocuğu dışarıdan sürekli kontrol etmenize gerek yoktur. Çocuğa değer kazandıramadıysanız veya ödevle ilgili öğrenme aşkı geliştiremediyseniz onu dıştan zorlamanız ve denetlemeniz gerekir. Çocuğa değerleri kazandırırsanız, çocuk bunları içselleştirir, ama ödülle iş yaptırırsanız değerleri dışsallaştırır.