• Ermişler ve peygamberler diyarı bir toprağın çocuğuydu o: uygarlığın beşiği ve üç büyük dinin yeşerip yaygınlaştığı bir toprağın çocuğu. Asi bir ruha sahip olan Cibran yazılarında Lübnan’ın eski feodal ağalarının yaptığı gaddarca haksızlıkları ortaya döküyor, dinsel bağnazlığı eleştiriyor, ruhban sınıfına karşı çıkıyor ve kadınların özgürlüğünü savunuyordu. Ruhban sınıfını acımasızca eleştirmesi bakımından, on dokuzuncu yüzyıl şairi Blake ile benzerlik gösterir. Nitekim ünlü heykeltıraş Rodin, Cibran’ı “20.yüzyılın Blake’i” diye tarif eder. Cibran, Hristyan olmasına karşın insanlığı bir bütün olarak düşünmüş, dinlerin evrensel özünü öne çıkarmış, Doğu ile Batı felsefelerinin güçlü bir sentezini yapmaya çalışmış ve çeşitli dinlere mensup toplulukların birarada yaşadığı ülkesi Lübnan’da Arap birliğini ateşli bir biçimde savunmuştur.

    Cibran, dinin, kişiyi özgürleştiren bir ruhsal yükseliş sistemi olarak algılanması gerektiğini ve dinsel hakikatin vicdan ve sezgiye dayanması gerektiğini savunur. Kendine yeterlik, kendini bularak yükselme düşüncesine dayanarak hem din adamlarının sultasına dayalı klasik kilise Hıristiyanlığına, hem de devlet tarafından topluma dayatılan bütün öğretim sistemlerine karşı çıkmıştır. İnsanın kendini bulması, kendi dünya görüşünü oluşturabilmesi için, kendine dayatılan bütün eğitim sistemlerinden, bütün kalıplaşmış geleneklerden kurtulması gerekir. Ancak o zaman insan kendini ve içindeki inancı bulabilir.

    Cibran’ın fikirleri üzerinde hem Sühreverdi gibi İşrakî ekolünden gelen Müslüman filozofların hem de Ralph Waldo Emerson, Nietzsche ve William Blake gibi Batılı düşünürlerin izleri vardır.

    Cesur fikirlerinden dolayı devletin sansürüne uğrayıp kilise tarafından aforoz edilince Cibran’ın sürgün hayatı başladı. “Bir dağın değil, bir şiirin ismidir” dediği memleketi Lübnan’dan sürgün edilen Cibran’ın, edebi anlamda da sürgüne maruz kaldığından ve hep palto altında okunan bir yazar olduğundan bahseder, memleketlisi olan Amin Maalouf. Fakat Cibran ileride “Doğrusu sürgünde geçirdiğim yıllar için pişman değilim” diyecektir.

    Göç ettiği ABD’de Mehcer (Göç) edebiyatının öncülüğünü yapan Cibran çok geçmeden eserleri ve düşünceleriyle geniş yankı uyandırdı. Amerika’nın 28. Başkanı olan Woodrow Wilson’un da dediği gibi, “O, Batı’yı kasıp kavuran ilk Doğulu fırtına” oldu. Bir Yakın Doğu’lu şair/yazar/filozofun Batı dünyasında bu denli etkili olabilmesi şaşırtıcı görülebilir. Ancak kutsal kitapların dilini andıran bir dille, keskin ironik ve sembolik tonlar taşıyan romantik bir havada evrensel temaları işlemesi ilgileri üzerine çekmesine yetti. İngiliz dilini kullanmaktaki ustalığınını da unutmamak gerekir.

    60’lı ve 70’li yıllarda Batı Avrupa ve ABD gençliği arasında en yaygın okunan ve tartışılan yazarlardan biri oldu Halil Cibran. En ünlü kitabı Ermiş 1923’ten bu yana ABD’nin en çok satanlar listesine İncil’in ardından ikinci kitap olarak, bir daha çıkmamak üzere girdi. Öyle ki Cibran 20.Yüzyılın dünyasında Shakespeare ve Lao Tze’yle beraber en çok okunan 3. ozan olmuştur. Ayrıca Elvis Presley’in de sıkı bir Cibran hayranı olduğu ve Ermiş’in binlerce kopyasını dağıttığı bilinmektedir. Zikrettiğimiz kitap 68 kuşağının özgürlük rüzgarlarının da beslendiği kaynaklardan biri olmuştur.

    Cibran’ın Kum ve Köpük isimli kitabında geçen “Söylediklerimin yarısı anlamsızdır, ama diğer yarısı anlaşılsın diye söylüyorum bunları” şeklindeki mısrasını, John Lenon biraz değiştirerek Beatles grubunun 1968 tarihli The Beatles albümünde yer alan Julia şarkısında kullanmıştır.

    Şiirleri yirmiden fazla dile çevrilmiş olan Cibran aynı zamanda başarılı bir ressam idi. Resimlerinin bazıları günümüzde dünyanın birçok şehrinde sergilenmektedir.

    Kutsal topraklardan ilham alan, Akdeniz’in maviliğine boyanan, Lübnan vadilerinin esintilerini taşıyan, uygarlığın hikmetiyle yoğrulup mesellerden süzülen özlü sözlerin ustası olan Halil Cibran için son sözü Claude Bragdon’a bırakalım: “Onun gücü ruhsal hayatın o büyük kaynağından; dilinin görkemi ve güzelliği, onu kendi ruhuyla giydirmiş olmasından gelir. Yoksa nasıl bu kadar evrensel ve etkili olabilirdi.”

    Orhan Düz
    17 Ocak 2011
    Beşiktaş, İstanbul
  • Pakistanlı araştırmacı yazar Dr.Faruk Saleem'in kaleme aldığı “Müslümanlar Yahudilerden neden geri kaldı?” başlıklı yazısı...
    ***
    Dünyada nüfus bakımından azınlıkta olan Yahudiler Dünyayı yönetiyor.
    Dünyada yalnızca 14 milyon Yahudi / Musevi var. (Kuzey ve Güney Amerika’da 7 milyon, Asya’da 5 milyon, Avrupa’da 2 milyon ve Afrika’da 100 bin Musevi yaşıyor.)Peki, kaç Müslüman var: 1,4 milyar Müslüman. (1 milyar Asya’da, 400 milyon Afrika’da, 44 milyon Avrupa’da, 6 milyon Amerika kıtasında.)Yani dünyada 1 Musevi’ye karşın 100 Müslüman var…

    İyi ama Yahudiler Müslümanlardan niçin 100 kat daha güçlü ve daha zengin ve daha eğitimli ve daha mucitler?

    Tarafsız ve bilimsel yollarla tespit edilmiş nedenlerini öğrenmek istiyorsanız lütfen okumayı sürdürün…

    Tüm zamanların en etkin bilim adamı Albert Einstein bir Yahudiydi.

    Psikanalizin babası Sigmund Freud bir Yahudiydi.

    Karl Marks Yahudiydi.

    Tüm insanlığa zenginlik ve sağlık katmış Yahudilere bakalım:

    Benjamin Rubin insanlığa aşı iğnesini armağan etti.

    Jonas Salk ilk çocuk felci aşısını geliştirdi.

    Gertrude Elion lösemiye karşı ilaç buldu.

    Baruch Blumberg Hepatit-B aşısını geliştirdi.

    Paul Ehrlich frengiye karşı tedaviyi buldu.

    Elie Metchnikoff bulaşıcı hastalıklarla ilgili buluşuyla Nobel ödülü kazandı.

    Gregory Pincus ilk doğum kontrol hapını geliştirdi.

    Bernard Katz nöromasküler iletişim (kaslarla sinir sistemi arası iletişim) alanında Nobel ödülü kazandı.

    Andrew Schally endokrinoloji (metabolik sistem rahatsızlıkları, diyabet, hipertiroid) tedavilerinde kullanılan yöntemi geliştirdi.

    Aaaron Beck Cognitive Terapi’yi (akli bozuklukları, depresyon ve fobi tedavilerinde kullanılan psikoterapi yöntemini) geliştirdi.

    Gerald Wald insan gözü hakkındaki bilgilerimizi geliştirerek Nobel ödülü kazandı.

    Stanley Cohen embriyoloji (embriyon ve gelişimi çalışmaları) dalında Nobel aldı.

    Willem Kolff böbrek diyaliz makinesini yaptı.

    Peter Schultz optik lif kabloyu, Charles Adler trafik ışıklarını,

    Benno Strauss paslanmaz çeliği,

    Isador Kisse sesli filmleri,

    Emile Berliner telefon mikrofonunu,

    Charles Ginsburg ilk bantlı video kayıt makinesini geliştirdi.

    Stanley Mezor ilk mikro-işlem çipini icat etti.

    Leo Szilard ilk nükleer zincirleme reaktörünü geliştirdi.

    Peki, ama; son 100 yıl içinde Yahudiler sadece bilimsel alanda 104 Nobel ödülü kazanırken, 1.4 milyar Müslüman neden yalnızca 3 Nobel kazandı.

    Yahudiler niçin bu kadar yaratıcı ve neden bu kadar güçlüler?

    Yahudi inancına bağlı ve küresel çapta büyüyüp tanınmış şu yatırımcılara/işadamlarına ve markalarına bakalım:

    Ralph Lauren (Polo),

    Levi Strauss (Levi’s Jeans),

    Howard Schultz (Starbuck’s),

    Sergei Brin (Google),

    Michael Dell (Dell Bilgisayarları),

    Larry Ellison (Oracle),

    Donna Karan (DKNY),

    Irv Robbins (Baskins & Robbins),

    Bill Rosenberg (Dunkin Dougnuts),

    Richard Levin (Yale Üniversitesi’nin kurucu başkanı).

    Yahudi inancına bağlı ve küresel çapta büyüyüp tanınmış şu sanatçılara bakalım:

    Michael Douglas,

    Dustin Hoffman,

    Harrison Ford,

    Woody Allen,

    Tony Curtis,

    Charles Bronson,

    Sandra Bullock,

    Billy Crystal,

    Paul Newman,

    Peter Sellers,

    George Burns,

    Goldie Hawn,

    Cary Grant,

    William Shatner,

    Jerry Lewis,

    Peter Falk…

    Yönetmenler ve yapımcılar arasındaki Yahudiler:

    Steven Spielberg,

    Mel Brooks,

    Oliver Stone,

    Aaaron Spelling (Beverly Hills 90210),

    Neil Simon (The Odd Couple),

    Andrew Vaina (Rambo 1 /2 / 3),

    Michael Mann (Starzky and Hutch),

    Milos Forman (One Flew Over The Cuckoo’s Nest, Amadeus),

    Douglas Fairbanks (TheThief of Baghdat),

    Ivan Reitman (Ghostbusters) ,

    Kohen Kardeşler,

    William Wyler.

    William James Sidis,

    Sorun kendinize:

    250’lik IQ derecesiyle dünyaya gelmiş en parlak insan hangi dine mensuptur?

    Sorun kendinize:

    Neden Yahudiler bu kadar güçlüdür?

    Cevabı şudur: Her çocuğa ve her gence kaliteli eğitim verirler…

    Bu eğitim türü sorgulayıcı (teslimiyetçi değil), araştırıcı (ezberci değil) ve yaratıcıdır (bilgi üretmek/bulmak içindir)

    Soru:

    Neden Müslümanlar bu kadar güçsüzdür?

    Cevap:

    Yanlış eğitim verdikleri ve gelişime yararı olmayan birer eğitim sistemi uyguladıkları için (Büyük oranda Din Eksenli, Sorgusuz, Araştırmasız, Ezberci ve Dayatmacı eğitim…).

    Oysa Gezegenimizde yaklaşık 1.476.233.470 Müslüman yaşamaktadır.

    Yani, toplam dünya nüfusu içinde her 5 kişiden biri Müslümandır.

    Her bir Hindu’ya 2 Müslüman düşmektedir, her bir Budist’e karşılık 2 Müslüman vardır ve her bir Yahudi’ye karşılık 100 Müslüman bulunmaktadır.

    Müslümanlar bu kadar kalabalıklar ama neden güçsüzler?

    Nedeni eğitim(sizlik)dir!!!

    İslam Konferansı Örgütü’nün (OIC) 57 üyesi vardır ve ülkelerin tümünde sadece 500 adet üniversite bulunmaktadır. Yani üniversite başına 3 milyon Müslüman düşmektedir. Başka bir deyişle 3 milyon kişi için bir üniversite yapılmıştır (Bunların kalitesi de başka bir sorundur!).

    Fakat sadece ABD’de 5 bin 758 adet üniversite vardır.

    Shanghai Jiao Tong Üniversitesi tarafından 2004 yılında hazırlanan “Dünya Üniversitelerinin Akademik Deger Listesi”ne Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerin hiç birinden ilk 500’e giren tek bir üniversite yoktu.

    Neden?.. Yanıt: Kalitesiz ve ezberci eğitim…

    OKUMA YAZMA ORANLARI DA ÇOK DÜŞÜK!

    UNDP tarafından toplanan verilere göre Hıristiyan dünyasında okuma-yazma bilenlerin oranı % 89’dur. Bunların %98’i ise en az ilkokul mezundur ve 100 kişiden 40’ı üniversite mezunudur. 15 Hıristiyan çoğunluğa sahip ülkedeki okuma-yazma oran ise %100’dür, yani bu 15 ülkede okuma-yazması olmayan tek kişiye rastlamak olası değildir!.

    Müslüman ülkelerde durum bunun zıddıdır: 100 kişiden sadece 40’ı okuma-yazma bilir ve herkesin okuryazar olduğu bir tek Müslüman ülke bulunmamaktadır! Bunların %50’si ilkokul mezundur ve sadece %2’si üniversiteyi bitirmiştir.

    BİLİM İNSANLARININ ORANLARI DA ÇOK DÜŞÜK!

    ABD’de toplam bilim insanı sayısı 4.000, Japonya’da 5.000’dir. 57 Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerdeki toplam bilim adamı sayısı ise sadece 230 kişidir. (Akademisyenlerin hepsi bilim insanı değildir. Bilim insanı demek, pozitif bilimlerle aktif olarak uğraşan kişi demektir.) Ve her 1 milyon Müslüman kişiye sadece 1 bilim insanı düşmektedir.

    Teknisyenler bakımından Müslüman çoğunluklu Arap ülkelerdeki durum daha da kötüdür: Her 1 milyon Müslüman Arap nüfus içinde 50 teknisyen bulunmaktadır. Hıristiyan dünyasında ise her bir milyon kişi içinde 1000 teknisyen bulunmaktadır.

    NEDEN?..

    Yanıt:

    Kalitesiz-ezberci eğitim ve ARGE’ye (araştırma geliştirmeye) yeterli kaynak ayrılmaması…

    Çünkü Müslümanlar gayri safi milli gelirin yalnızca % 0,2’sini araştırma-geliştirme bütçesi olarak ayırıyor.

    Buna karşın Hıristiyan dünyası araştırma-geliştirmeye % 5 oranında, yani 25 kat daha fazla fon ayırmaktadır.

    SONUÇ:

    İslam dünyası yeni bilgi üretebilecek kapasiteden yoksundur.

    Ayrıca dünyanın ürettiği bilgiyi kendi halklarına öğretmekte de başarısızdır.

    Bunun kanıtı ise ileri teknoloji ihracat rakamlarında saklıdır:

    Pakistan’ın ileri teknoloji ihracatının toplam ihracatın içindeki oran %1’dir. Suudi Arabistan, Kuveyt, Fas ve Cezayir’in ise % 0,3’tür.

    Hristiyan Singapur’da bu oran % 58′dir.

    Gelecek Bilgi temelli toplumların olacaktır

    Ilginçtir, Müslüman 57 ülkenin gayri safi milli hâsılalarının toplamı 2 trilyon doların altındadır. Buna karşın 310 milyonluk ABD tek başına 12 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretmekte; Çin 8 trilyon dolar,

    Japonya 3,8 trilyon dolar ve Almanya 2,4 trilyon dolarlık üretim yapmaktadır. (Satın alma gücü eşitlenerek hesaplama yapılmıştır.)

    Mal ve hizmet üretimi

    İspanya’da 1 trilyon doların üzerindedir. Katolik Polonya 489 milyar dolarlık mal ve hizmet üretimi gerçekleşmektedir. Budist Tayland 545 milyar dolar değerinde mal ve hizmet üretimi yapmaktadır.

    İşin daha acıklı tarafı ise şudur: İslam Dünyasının gayri safi milli hâsılasının tüm dünya gayri safi milli hâsılası içindeki oranı hızla azalmaktadır.

    O halde Müslümanlar neden bu kadar güçsüzdür?

    Cevap:

    Eğitim Yoksunluğu. Tam anlamıyla söylersek; kaliteli ve çağdaş eğitim yoksunluğu.

    Çok kesin biçimde söylersek; akılcı olmayan, ezberci, teslimiyetçi, din eksenli ve çağdışı eğitim…

    Dr. Faruk Saleem – İslamabat, Pakistan
  • Maalesef bu eğitim sistemi ile insan yetiştirme şansını kaybettik.
  • Görgüsüz ve cahil insanlar, para ve mevki sahibi olduklarında, eğitim sistemi çöker. Çünki onlar "bilgi"yi, sâdece akademik kariyer ve gösteriş için kullanılan bir "aksesuar" gibi görürler...
  • Daha önce yaklaşık 40 GB'lık dergi arşivini yine buradan paylaşmıştım (şurada: #27907752 ). Şimdi de meraklısına, ilgilisine ve sevenine yakın boyutta II. Abdülhamid Han'a dair arşiv-belge-doküman-tez-makale paylaşayım. En azından benim kendisine olan ünsiyetim bilenler için malumdur.

    Bunu da on kişiye göndermeyip kendiniz faydalanabilirsiniz ama siz yine de elden ele ulaştırın :).

    https://yadi.sk/d/QTjFdUF33SfP7W

    Abdülhamit Kırmız - Abdülhamid'in Valileri: Osmanlı Vilayet İdaresi (1895-1908).pdf
    Abdülhamid Han'ın Fotoğraf Arşivi.pdf
    Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu - Dedem Abdülhamid Han.pdf
    Atilla Çetin - Sultan İkinci Abdülhamid Han: Devlet ve Memleket Görüşlerim 1. Cilt.pdf
    Atilla Çetin - Sultan İkinci Abdülhamid Han: Devlet ve Memleket Görüşlerim 2. Cilt.pdf
    Azmi Özcan - Abdülhamid ve Hilafet.pdf
    Bayram Kodaman - Abdulhamid Devri Eğirim Sistemi.pdf
    Bayram Kodaman - Abdülhamid Devri Eğitim Sistemi.pdf
    Bayram Kodaman - Sultan II. Abdulhamid Devri Doğu Anadolu Politikası.pdf
    Belgelerle II.Abdülhamid Dönemi.pdf
    Cemal Kutay - Prens Sebahattin Bey, Sultan II.Abdülhamid, İttihat Terakki.pdf
    Cemil Koçak - 2. Abdullhamid_in Mirası.pdf
    Cevdet Kudret - Abdülhamit Devrinde Sansür.pdf
    Faiz Demiroğlu - Abdülhamide Verilen Jurnaller (50 Yıldır Neşredilmeyen Vesikalar).pdf
    Fatmagül Demirel - Abdulhamid Doneminde Sansur.pdf
    François Georgeon - Sultan Abdülhamid.pdf
    II .Abdülhamid Dönemi Türk Edebiyatı.pdf
    II. Abdülhamid Modernleşme Sürecinde İstanbul.pdf
    Mehmet Aydın - Yöneticiler İçin Yeni Bir Bakış: İkinci Abdülhamid Han'ın Liderlik Sırları.pdf
    Mehmet Hocaoğlu - Abdulhamit Han'ın Muhtıraları Belgeler.pdf
    Michel de Grece - II. Abdülhamit Yıldız Sürgünü (trc. Derman Bayladı).pdf
    Mim Kemal Oke - Saraydaki Casus.pdf
    Modhakirat - Sultan Abdülhamid (Arapça).pdf
    Mustafa Armağan - Abdülhamidin Kurtlarla Dansı.pdf
    Mustafa Müftüoulu - Abdülhamid Kızıl Sultan mı cilt 1.pdf
    Necip Fazıl Kısakürek - Ulu Hakan 2. Abdülhamid Han.pdf
    Necip Fazıl Kısakürek - Ulu Hakan Abdülhamit Han.pdf
    Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu - İlân-ı Hürriyet ve Sultan II.ci Abdülhamit Han.pdf
    Orhan Koloğlu - Abdülhamid Gerçeği.pdf
    Selim Deringil - İktidarın Sembolleri ve İdeoloji: İkinci Abdülhamid (1876-1909).pdf
    Sempozyum - Sultan II. Abdülhamid ve Devri Semineri 27-29 Mayıs 1992 İstanbul.pdf
    Sultan Abdülhamid - Siyasi Hatıratım.pdf
    Uğur Çelik - 2.Abdülhamit İttihat Terakki Mukayesesi.pdf
    Vasfi Şensözen - Osmanoğullarının Varlıkları ve II. Abdülhamidin Emlaki.pdf
    İhsan Süreyya Sırma - Abdülhamidin İslam Birliği Siyaseti.pdf
    İhsan Süreyya Sırma - Belgelerle Abdülhamit Dönemi.pdf
    İhsan Süreyya Sırma - II. Abdülhamid'in İslam Birliği Siyaseti.pdf
    İlber Ortaylı - İkinci Abdülhamit Döneminde Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu.pdf
    İlkay Yilmaz - Serseri Anarşist ve Fesadın Peşinde: II. Abdülhamid Dönemi Güvenlik Politikaları Ekseninde Mürur Tezkereleri, Pasaportlar ve Otel Kayıtları.pdf
    İsmail Çolak - Son İmparator Abülhamit Han'ın Gizemli Dünyası.pdf
    İsmet Bozdağ - Sultan Abdulhamidin Hatira Defteri.pdf
    İzi Karakaş Özbayrak - II. Abdülhamit Döneminde Uygulanan Sosyal Politikaları (1876-1909).pdf
    Şadiye Osmanoglu - Babam Abdulhamid Saray ve Sürgün Yıllları.pdf
    Şadiye Osmanoğlu - Babam Abdülhamid, Saray ve Sürgün Yılları.pdf
    Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi - Senûsîler ve Sultan Abdülhamid (haz. İsmail Cömert).pdf
  • Merhaba arkadaşlar. Bu incelememiz her zaman olduğu gibi Tarihsever arkadaşlara ayrılacak. Bir tarih kitabı olması ve İlber Hocamızın yazması nedeniyle de gene uzuuun (şaka şaka) bir inceleme olacağından heralde Spoiler-Tanıtım vs yazmama lüzum yoktur. Varsa da yazdık zaten. Her bölümün incelemesinin yanında elimde olsa başlık başlık da inceleme ekleyeceğim. Neyse, haydi Bismillah.
    Kitabımız aslında ta 1979 yılına uzanıyor ama 2007 yılında yoğun baskı ve şiddet (!) sonrası hocamız tekrar gözden geçirerek kitabı yayına hazırlıyor. Eh, ellerine sağlık demek lazım.
    --- 1. Bölüm ---
    Bu bölümde Sasaniler döneminde İran ve Bizans’ın yönetim yapısını inceliyoruz. Eyalet Yönetimleri, Hukuki Yapı, Toprak Rejimi, Kentsel ve Ticari Örgütler de bahsedilen alanlar. Neden İran ve Bizans derseniz, bahsedilen dönemde (3. yüzyıl) bu bölgede bulunan ve savaşan 2 devlet bunlar diyebiliriz.
    --- 2. Bölüm ---
    İslam Devtinde Yönetim başlığı altında Yönetim Örgütü, Görevliler ve Büroları, Hukuk Sistemi, Vergi ve Yargı Örgütü, Arazi Rejimi ve İslam Şehirleri sonrası bir de Sonuç kısmıyla toparlama görüyoruz. Peygamberimiz döneminde Arap bölgesi dışına çıkamayan Müslümanların, Ömer sonrası dönemde nasıl geliştiği ve bu gelişimin Akdeniz-Ortadoğu bölgesinde yeni bir oluşum getirdiği üzerine açtık bahsimizi.
    Burada özellikle dikkatimi çeken bir noktadan bahsedeceğim. Bu dönemde İslam henüz yeni. Peygamber vefat etmiş lakin mirasçıları var. Kavgalar da ortaya çıkıyor ama bölgede bir Arap üstünlüğü söz konusu. Buna rağmen İslam toplumu Hukuk’u alacağı yer olarak Kuran yerine; Roma, Bizans ve Sasani sistemlerini tercih ediyor. Bunun çarpıklığı aklımı oldukça çeldi diyebilirim.
    --- 3. Bölüm ---
    Bu bölümde “Ortaçağlarda Akdeniz ve İtalyan Denizci Devletleri” başlığını görüyoruz ancak dikkatimi çekti. Böyle bir kural var mı yoksa sırf gözümüze mi hoş geliyor bilmem ama başlıklarda bile bağlaçları yazarken hep küçük yazıyoruz. Nedenini de bilmiyorum.
    Tabi konumuza dönecek olursak bu devletleri; Amalfi, Pisa, Cenova, Floransa ve en önemlisi –yani bilineni- Venedik olarak sıralayabiliriz.
    --- 4. Bölüm ---
    Her ne kadar bu bölümde 12. YY ve 13. YY Anadolu üzerinde durulsa da Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve diğer Beylikler yanında 14. YY başında Doğu Avrupa ve İlber hocamızın asla vazgeçemediği Ortadoğu üzerine de değiniyoruz. Mesela aklımda en çok kalan Bulgarların yaşadığı ve geliştirdiği Avrupa’da bir anda nasıl çöktüğü ve Osmanlı’nın hakimiyetinin kolaylaşması hadisesi oldu.
    --- 5. Bölüm ---
    Osmanlı’nın Toprak Sistemi üzerine konuştuğumuz bu bölümde, Osmanlı’nın tarih sahnesine çıkışını değerlendirmeden tabii ki olmaz, Tımar Sistemini ele arak başlayıp; Vergi ve Kırsal Hayattan, isyanlara, hatta yetmezmiş gibi bu sisteme ilişkin teorilere de yer tutuyoruz.
    --- 6. Bölüm ---
    Bu bölüm, kitabımıza ait en uzun bölümlerden birisi. (110 sayfa) Osmanlı Devletinin Merkez ve Taşra Örgütü buraya konu ediniyor ama Osmanlı Padişahı ve Saray Yaşantısı, merak edilen Hilafet ve devletin Şeriat devleti olup olmadığı konularına değiniyoruz. Saray Teşkilatı, Divan-ı Hümayun, Sadrazamlık, oldukça merak ettiğim Bab-ı Ali konusu, Maliye, İlmiye, Ordu, Donanma… Bunların yanında Amerika’nın şuan kullandığı yapı olan Eyalet Sistemi ile bunun yapı ve idaresi konuları bizlere dolu dolu anlatılıyor.
    Bunların yanında üzerinde en çok durulan konular tabii ki yönetim sistemindeki o karışıklığı nasıl düzene oturttukları ve düzenin nasıl dağıldığı ile ilgili. Bununla beraber Kadı konusunda da öyle detaylı çalışma vermiş ki; bize 2 satır anlatılıp geçilen yerdeki bu sistemi böyle görünce insanın ağzı açık kalıyor desek yeridir. Şimdi hakimler bile bütün anayasayı bilmek zorunda değil. Avukatlar yasada bulunan maddeler ve boşlukları yakalamayı başarıyor. Bunu göz önüne alınca o dönemin kadılığı hususunda da çok şaşırdığımı belirtmeliyim. Zaten görevlerini tek alıntıda paylaştım. Görmüşsünüzdür.
    --- 7. Bölüm ---
    Çok detaylı bir konuya değindiğimizi söyleyebilirim. Konumuzun adı Osmanlı Şehirleri ve Ulaştırma. Konu böyle olunca uzunluğunu tahmin edebilirsiniz. Bölümü 2 başlık altında inceliyoruz. Kentsel-Bölgesel Ulaşım Sistemi ve Ticari Örgütlenme ile Osmanlı Şehirlerinin Yapısı bu konu başlıklarımız.
    Kentsel-Bölgesel Ulaşım Sistemi ve Ticari Örgütlenme bölümümüzde Endüstriden önce toplumdaki ulaşım sıkıntısına dikkat çekiliyor ki günümüzde bunu Doğu-Batı ayrımıyla da anlayabilirdik. Tabi Doğu bölgesinde gün geçmiyor ki yeni proje yapılmasın. Neyse bu bizim konumuz değil biz geçmişe bakıyoruz şimdi.
    Diğer konumuzda Osmanlı Şehirlerinin Yapısı ve Kurumsallaşması. Burada da şehrin mekânsal yapısı, yönetimi, modern şehir yönetimine neden geçildiği, yapısal özellikler, Avrupa şehirleriyle karşılaştırmalar yapılıyor. Üretim ve esnaf loncaları, narh işlemi, iaşe ve ibate (yiyip içme ve barınma), mahalle idaresi ve yapısı, altyapı ve hizmetler, en önemli konulardan ve gelir kaynaklarından biri olan Vakıflar, Yapılar ve Gayrimüslim denilen gruba dair yapılan şehir faaliyetleri bizim ana konularımızı oluşturuyor.
    --- 8. Bölüm ---
    Bölümümüz Siyasal ve Toplumsal Değişme Dönemini ele alsa da bunun temel kaynağı 2. Viyana Kuşatması olarak geçer. Viyana Kuşatmalarının başarısızlığı ve ardından gelen antlaşmalar ile Osmanlı’nın eski gücünde olmadığı, önceden vezirini başka bir ülkenin kralına eş tutan İmparatorluğun; halkının dahi padişahını umursamadığı bir döneme hızlı geçiş evresi olarak nitelendirebiliriz.
    Klasik Osmanlı düzenin birkaç yüzyıl daha kendini idare etmesi ama sonunda bozulması, Siyasal ve Sosyal değişmeler ve bunlara ayak uydurulamaması, Orta Anadolu’da gelenin gideni aratmaması ve yüksek enflasyon nedeniyle bunun acısını vergi veren köylünün çekmesi gibi olumsuz durumlar detaylı olarak ele alınıyor. Şunu da net söyleyebilirim ki, Halil İnalcık gerçekten de muazzam bir Osmanlı Tarihçisi ve eserlerini kaliteli baskı olarak yapan bir kurum maalesef YOK. Çünkü bizde tarihten sıkılmayan, seve seve okuyan kitle (bu işi yapan araştırmacı ve eğitimci zümre hariç) neredeyse yok gibi ve bu yokluk nedeniyle bu tarz işlere zaman harcanmıyor. Yazık.
    --- 9. Bölüm ---
    Tanzimat Dönemi – Yönetimin Modernleşmesi de sondan önceki bölümümüz. Tanzimat nedenlerinden başlayarak, Merkezi İdarede (Eğitim, Yargı, Hukuk vs) modernleşme, Taşra Yönetimi ve tabii Tanzimatın genel etki tepkileri işleniyor. Bir de son olarak ek bölüm ele alınmış ve Osmanlı Toplumunda Millet Sistemi olarak biraz derin bir bahsimiz var.
    Geç başlayan Türk Milliyetçiliği ile birlikte belediyecilik üzerinde de sıkça duruluyor. Bir Türk yurdunda nasıl olur da Türk Milliyetçiliği bu kadar geç başlar derseniz; aslında başlayan bir kavram hatta bir ülkü olan bu durum daha sonra unutulmuş, 4. Murad zamanında biraz hatırlansa da onun akabinde gene unutulmuş, modern tabir ‘Globallik’ adı altında gelişim yerine değişim yutturulmaya çalışılmış ve bunda da başarılı olunmuştur. Burada da dış devletlerin etkilerinin ne derece önemli olduğunu görüyoruz.
    Burada üzerinde durulan Millet konusundan bahsetmiştim. Bu konu aslında DİN odaklı bir merkez konusu ama dikkatimi çeken bu hak dinleri yaşayan her grubun kendi adetini yaşaması ve birbirine ne olursa olsun karışmaması geliyor ki bir İslam İmparatorluğunda bunu önceki devirde yalnızca dünyanın en büyük Hümanisti Fatih Sultan Mehmed Han yapmış olunca, gözüme hoş göründü. Ben Elhamdülillah Müslümanım lakin herkes benle aynı görüşü paylaşmak zorunda değil ve isteyen istediği inancı yaşamalıdır diye düşünürüm hep. Bunu burada da görebilmek; Osmanlıyı kötüleyenler adına bir kapak hatta logar kapağı mahiyetindedir. İyi olmuş bu çalışma. (Kaynak için s.454)
    --- 10. Bölüm ---
    Bu bölümde, Tanzimat olayına tam da başlıktaki gibi Genel Bir Bakışta bulunuyoruz. Burada dönemin bürokratları ve bürokrasisi incelenmiş, maliye üzerinde (saray özellikle) durulmuş, Taşra idaresi ve modern Osmanlı belediyelerinden bahsedilmiş. Bu idarenin nasıl kontrol edildiği, meşrutiyetin etkileri ve merkezi hükumetin yeniden yapılanması üzerinde durulmuş. Tabii en sonda da olaylı padişah –Ruhu Şad Olsun- 2. Abdülhamid dönemine bir vurgu yapılmış. Anayasal olarak.
    Tanzimat üzerinden aslında kaybolan ve geri getirilmeye çalışılan bir Türkçe üzerine duruluyor ki burada aslen Türk olmayıp da Türk’e ve Türklüğe hizmet eden birinden bahsedeceğim. Galatasaray Futbol Kulübü kurucusu Ali Sami Yen’in babası merhum Şemseddin Sami Bey’den bahsediyorum. İkisinin de ruhu şad olsun.
    Böylelikle güzel bir Tarih kitabının daha sonuna geldik. Aslında İlber Ortaylı hocama ait birkaç kitap daha var ama hepsini şimdiden tadarsam ilerde lezzetli bir şeyler bulamama ihtimalim yüksek diye neredeyse ayda bir Tarih okuyorum. Napayım elimde olsa 50 kitabını da alır hemen başlarım ama böyle değerli tarihçi hocalarımız o kadar az ki insan ne kadar uzatırsa o kadar faydalanıyor. Yani en azından bana öyle geliyor.
    Cümleten Allah’a emanet olun. Mutlu tatiller geçirin inşallah arkadaşlar. Bir de böyle güzel olduğunu düşündüğünüz, okumamı isteyebileceğiniz kitaplar varsa yorum yahut mesaj atarsanız sevinirim. Hazır hafta sonu gelmiş, fırsatım varken temin ederim. Kitaplı Günler..
  • Yolsuzluk + rüşvet + çöp eğitim sistemi + gelecek kaygısı + bastırılmış cinsellik + yobazlık + nefret + öfke+ yine bastırılmış cinsellik + cinsiyetçilik + faşizm + ırkçılık + cehalet + tembellik + adaletsizlik + bayağı bir bastırılmış cinsellik = Türkiye'nin karanlık yüzü.