Ekin Dıvrak

Ekin Dıvrak
@ekinn2
“Her şey yolunda gitseydi, seninle yaşayıp seninle ölmek isterdim…”
Reklam
yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de? Canım şair Şükrü Erbaş’ın çok sevdiğim “Ömür Hanım’la Güz Konuşmaları” şiirinden, tükenmeye dair kendime bir not bırakıyorum. Her dizesi, her okuyuşumda başka bir yarama dokunuyor; kimi zaman sessiz bir kabulleniş, kimi zaman içli bir direnç gibi. Zaman geçiyor, ben değişiyorum; ama o dizeler, hep aynı yerden yakalıyor kalbimi.
Kendin olabilmek
İnsan çoğu zaman, kendini başkalarının aynasında tanımaya çalışır. Kendi sesini duymaktan çok, dış dünyanın yankılarını taşır içinde. Kierkegaard’a göre insanın en büyük trajedisi ‘kendisi olmaya cesaret edememesidir’ çünkü kendi olmak, yalnızca özgün bir birey olmak değil; aynı zamanda o bireyin taşıdığı tüm acıyla, eksiklikle ve belirsizlikle yüzleşmektir. Ama insan bundan kaçar. Toplumun biçtiği rollere, kolay kabullere sığınır. Bir işe, bir ilişkiye, bir inanca… ve farketmeden kendini o kalıpların içinde unutur. Ulus bakar buna duygusal bir uyuşma der. İnsan kendi duygusunu kaybettiğinde, düşüncesi de başkasına ait olmaya başlar. Artık hissedilen, içerden gelen bir şey değildir; kültürel bir yankı, toplumsal bir refleks haline gelir. Kierkegaard, bu durumu umutsuzluk olarak adlandırır ve onun umutsuzluğu, bir çığlık değil; sessiz bir boğulmadır. Dışardan bakıldığında sıradan bir yaşamın içinde gizlenir. İnsan gülümser, konuşur, işine gider. Fakat içinde bir yer, kendine ait olmayan bir hayatın ağırlığını taşır. Çünkü asıl kayıp, dışarda değil içeridedir. Kendilik, işte o kaybı farketmekle başlar. Bir sabah uyanıp ‘ben ne yapıyorum?’ diye sormakla. Bu soru kierkegaard’ın deyişiyle ‘varoluşun uyanma anı’dır. Ve bu uyanış, çoğu zaman acı verici bir sessizlik taşır. Çünkü kendine dönmek, tüm gürültülerin arasından çıkıp kendi iç sesini duymaya çalışmaktır. Ulus baker’in söylediği gibi, ‘kendini anlamak’ bir soyutlama değil, bir yaşantıdır. Bir duygunun, bir korkunun, bir özlemin içinden geçmek… ve sonunda evet bu benim diyebilmek. Kendilik, başkalarına benzemeyi reddetmek değildir. Ama kendi duygunu, kendi düşünceni, kendi vicdanını koruyabilmektir. Çünkü insan, her şeyden önce bir iç sesin varlığıyla insandır. Ve o ses sustuğunda yaşam da anlamını yitirir. Belki de
Ve hala sımsıcak durur anılar Sımsıcak ve biraz boynu bükük Ne varsa yaşanmış ve paylaşılmış Yasak bir kitap gibi durmaktadır Ve firari bir sevda gibi Şimdi duvarlarda resmin
Şiir