metin yüksel

Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm Dolaşdım mülk-i İslâm'ı bütün vîrâneler gördüm Bulundum ben dahi Dârü'ş-şifâ-yı Bâb-ı Alî'de Felâtun'nu beğenmez anda çok dîvâneler gördüm Huzûr-ı kûşe-i meyhaneyi ben görmedim gitdi Ne meclisler ne sahbâlar ne işret-hâneler gördüm Cihân nâmındaki bir maktel-i âme yolum düşdü Hükümet derler anda bir nice salhâneler gördüm ZİYA değmez humârı keyfine meyhane-i dehrin Bu işret-gehde ben çok durmadım amma neler gördüm
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Pek rengine aldanma felek eski felekdir Zîrâ feleğin meşreb-i nâ-sâzı dönekdir Ya bister-i kemhâda yâ vîrânede cân ver Çün bây ü gedâ hâke beraber girecekdir Allah'a sığın şahs-ı halîmin gazabından Zîrâ yumuşak huylu atın çiftesi pekdir Yakdı nice cânlar o nezâketle tebessüm Şîrin dahi kasd etmesi câna gülerekdir Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma Zer-dûz pâlân ursan eşek yine eşekdir Bed-mâye olan anlaşılur meclis-i meyde İşret güher-i âdemi temyîze mihekkdir Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdîr Tekdîr ile uslanmayanın hakkı kötekdir Nâ-dânlar eder sohbet-i nâ-dânla telezzüz Dîvânelerin hem-demi dîvâne gerekdir Afv ile mübeşşer midir eshâb-ı merâtib Kânûn-ı cezâ âcize mi hâs demekdir
Sayfa 214·Kitabı okudu

metin yüksel

, bir kitap okudu
Puan vermedi·349 syf.·
2024 24. kitabı
İlhamını Milletten Alan Lider
Başbakan İsmet Paşa, işçileri koruyan Recep Peker'e kızarak şunları söylemişti: "Mili egemenlik, kamuoyu sözleri birtakım süslü kelimelerden ibarettir. Böyle bir şey yoktur. Bütün dünyada geçerli olduğu gibi, mesele, okuryazar denilen azınlığın, okuması ve yazması olmayan çoğunluğu yönetmesidir. Azınlık denilen okuryazarların da başlarına menfaat yularını geçirip hazine yemliğine bağladın mı, bütün idare yoluna girer ve düzenli işler." Atatürk bu sözleri duyunca ne kadar üzülmüş, ne kadar kızmıştı! O günlerde bir sırasını getirerek bize şöyle demişti: "Bu gibi sözleri söyleyenler, memleket ve milletle ilgisi olmayan kimselerdir. Bir millet ki, hayatı tarihten uzundur ve tarih onun menkıbeleriyle, destanlarıyla doludur. Varlığını ve Türklüğünü bugüne kadar koruyan böyle bir millete 'Kamu oyu yoktur' demek ne büyük gaflettir, ne büyük cehalettir. Memleketimizin, milletimizin başına gelen felaketlerin çoğu, özellikle yakın tarihimizde gördüklerimiz, bu çeşit insanlar yüzünden gelmiştir. Herkes bilmelidir ki, millet topluluğu sürü halinde vesayetle idare edilemez."
Sayfa 553·Kitabı okudu
Ali Fuat Paşa, piyanonun kapağını bir vuruşta kırdı.
Ali Fuat (Cebesoy) ile Refet (Bele) Paşalar, İsmet Bey'in (İnönü) Genelkurmay Başkanlığı'na getirilmesine karşı çıktılar. Bunlar, kendilerinden sonra Anadolu'ya gelerek Ulusal Mücadele'ye katılmış olan İsmet Bey'in birdenbire en yüksek askeri makama getirilmesini doğru bulmuyorlardı. Dün gibi hatırlarım. Ali Fuat Paşa o günlerde Ankara'daydı. Ben, Ankara istasyonu müdürüne ait özel binanın salonunda Genelkurmay Başkanı olan İsmet Bey'in onuruna bir akşam yemeği vermiştim. Mustafa Kemal Paşa'dan bu yemeği onurlandırmasını rica ettim. Kabul etti. Bursa Milletvekili Muhittin Baha, Elazığ Milletvekili Hüseyin, Cebelibereket Milletvekili İhsan ve İzmir Milletvekili Celal (Bayar) Beyler de davetliler arasındaydı. Bir ara Hüseyin Bey, bilmem hangi nedenle İsmet Bey hakkında övücü birkaç söz söyledi. Ali Fuat Paşa buna dayanamayarak -aldığı birkaç duble alkolün de etkisiyle olacak- öfkesini ve duygusunu zaptedemedi. Odanın bir köşesinde duran ve çevresinde bulunduğumuz piyanoya yumruğuyla vurarak, hatta piyanonun kapağını bir vuruşta kırarak öfkesini gösterdi. Mustafa Kemal, her şeye rağmen Ali Fuat Paşa'yı çok seviyordu. Ondan bir türlü vazgeçmek istemiyordu. Ali Fuat Paşa'nın Ulusal Mücadele'nin başlangıcından itibaren kendisine gösterdiği yardımı ve bağlılığı unutamıyordu. Zaten vefakâr bir insandı. Bu nedenle Paşa'yı feda etmek ve silmek istemiyordu. Bu olaydan bir süre sonra Moskova'ya bir elçi göndermek gerekmişti. Mustafa Kemal, Ali Fuat Paşa'nın ordudan ayrılarak Moskova büyükelçisi olmasını uygun gördü. O da kabul ederek Moskova'ya gitti.