İnsanların, on yaşında canavar, yirmi yaşında deli, otuz yaşında başarısız, kırk yaşında şarlatan, elli yaşında ise bir günahkara dönüştüğü söylenir. Bizim için doğru kelime ise "açlık"tır. Kendi dertlerimizden başka hiçbir şey kutsal değildir.
Mingli bir yazarın dediği gibi "En iyi çeviri, kumaşın bütün iplerini gösterebilir ve güzel görünebilirse de, ancak işlemenin ve rengin olmadığı, inceliğin belirsizleştiği arka yüzü kadar iyidir."
Öyle bir noktaya geldim ki birini sevmek ile sevmemek arasındaki farkı anlayamıyorum. ... Sevmek ve sevilmek istiyorum. Şüphe duymadan, rahatlıkla. Bu kadar. Düzgün bir şekilde nasıl seveceğimi ve sevileceğimi bilmiyorum, bu da bana acı veriyor.
Kendimi sevmediğimden, her şeye rağmen beni sevenleri de anlamakta güçlük çekiyorum, o yüzden onları sınıyorum. "Bunu yaptığımda beni seviyor musun? Peki bunu?" Karşımdaki beni affetse bile beni affetmelerine anlam veremiyor ve benden umudu kestiklerinde, kimsenin beni sevemeyeceği "gerçeğiyle" kendime işkence edip kendimi telkin ediyorum.