Elenay

Elenay
@elenayldz
Bereketli Kutsallık(?)
Önce bereket vardı. Bereket sayesinde yaşam, yaşamın sürdüğü yerde minnettarlık, minnettarlıktan doğan tapınma ve zamanla kutsallık. Sina Yarımadası’nda doğa, insanı doyuruyordu - sellerin getirdiği çamur, vadilere hayat veriyordu. İnsan o bereketi hissettikçe, onu bir güçle özdeşleştirdi. Zira yaşamı sürdüren şey, kutsal - Tanrı’nın eli gibi - görünüyordu. Mısır’dan Çıkış (Exodus) anlatısı da bu hattın devamıdır. Musa’nın gördüğü “heybetli dağ”, bin yıl öncesinden beri bereket tanrıçalarına adanmış bir kutsal alandı. Bu tanrıçalar - Mısır’da Hathor, Kenan’da Asherah - doğurganlığı, toprağın canlanışını simgeliyordu. Zamanla bu toprakların bereketi, ilahi tecrübeye dönüştü. Yahudilikte Musa’nın Tanrı’yla konuştuğu dağ oldu; Hristiyanlıkta Tanrı’nın sesinin yankılandığı yer; İslam’da ise “Tûr” olarak anılan, vahyin ışığıyla kutsanan dağ. O dağda yıldırımlar çakarken insanlar Tanrı’nın görkemini - kabod, yani glory - gördüklerini düşündüler. Belki de kutsallık gökten inmedi; yerin bereketinden göğe yükseldi. Not: Görselde yer alan metin, Gordon Childe’ın “Kendini Yaratan İnsan” kitabından alınmıştır.