Shakespeare'in bana verdiği tüm güzelliklerin farkına varmak neredeyse fiziksel bir haz gibiydi. Oyunlarının ortasında sıkça durur, soluk soluğa kalmış bir halde hayal gücünün inanılmaz güzelliğine ve mantığının doğruluğuna hayret ederdim. Duyguları evrenseldi; çok kişi tarafından kabul görmüştü, aynı zamanda eşsizdi. Düşüncelerinin o ender rastlanan güzelliği ve ifadelerindeki sanatı beni büyülüyordu.
Artık zeki insanların "uyanış" ve "aydınlanma" dedikleri şeyin altında saklamaya çalıştıkları acıyı hissediyordum. Nisan yağmurları gibi gidip gelen çocuksu bir melankoli değildi bu, belki yine geçici olacaktı ama derin bir etki bırakacak, zihnimde derin bir yara oluşturacak olgun bir acıydı.
Çok güzel bir mucizeydi. Sırf bana getirdiği iyilikler sebebiyle değil, aynı zamanda yalnızca acı ve yılgınlığın olduğu bir yere inancı inşa ettiği için.
Birkaç sözcükle bütün hayatımı değiştirmiş, geçmişime bir anlam yüklemiş, geleceğime dair bir vaatte bulunmuştu. Bir amaç belirlemişti. Düşüncelerimi ve isteklerimi zapt edebileceğim bir şey vermişti bana. Uğruna yaşayacağım, çalışacağım ve mücadele edebileceğim bir şey.