Hayali dünyalar yalnizca çocuklar için degildir. Tipki ayakkabılarımiz gibi, biz büüdükçe kendi hakkimiza anlattığımız hikâyeler de
büyür. Biri üstümüze küçük gelmeye basladignda yenisini uydururuz .
En tehlikelisi de kendimize söyledigimiz yalanlardır. Sanırım bunu içgüdüsel olarak yapariz. Kendini koruma, DNA'mizin temel parçalarindan biridir. Bizler dogustan yalancilariz; bazen noktaları bilerek yanlış birleştirir , sonra da ortaya çıkan görüntü anlamlı bir seymis gibi davraniriz. Kendimize arzu ettigimiz hayat hikâyeleri uydurur, böylece
çevremizdekilere daha güzel bir fotograf sunariz. Dürüstlük her zaman daha az sıradan bir yalana karşı kaybeder. Hem gerçek fazla abartılıyor.
Elindekiyle idare etmektense yenisini uydurmak çok daha iyidir.
Günümüzde, yasadigimiz hayatlari süsleyip püslüyor, dışarıdan nasil göründügümüz ugruna bütün gerçeklerimizi parlatıyoruz. Televizyon olsun, sosyal medya olsun fark etmez, bizi ekrandan izleyen yabancilar bizi tanidiklarn farz ediyor.
Artik kimse gerçekle ilgilenmiyor, kimse gerçegi "begenmek", "paylasmak" ya da "takip etmek" istemiyor.