Her insanın hatıralarında, arkadaşları dışında kimseye açmayacağı bazı şeyler vardır. Arkadaşlarına da açmayacağı bazı şeyler vardır. Arkadaşlarına da açmayacağı ve sadece kendine, o da ancak gizlilik içinde açacağı şeyler de vardır. Ama en sonunda, insanın kendine bile açmaya korktuğu şeyler de vardır ve her dürüst insanda böyle şeyler yeteri kadar birikir.
Gerçekten bir şey söylemek istiyorsunuz ama korkudan son kelimenizi gizliyorsunuz, çünkü onu söyleyecek kararlılık sizde yok, sadece korkakça bir küstahlığa sahipsiniz.
Sarayın yerine bir tavuk kümesi olsa ve yağmur yağsa, ben belki ıslanmamak için bu kümese girerim, ama yine de beni yağmurdan korudu diye ona minnettar olduğum için kümesi sarayın yerine koymam.
Farz edelim, insan sadece bu iki kere iki dördü arıyor, okyanusları aşıyor, bu arayışta hayatını feda ediyor, ama arayıp bulmaktan, gerçekten bulmaktan, Tanrı bilir, bir şekilde korkuyor. Bulduktan sonra arayacak hiçbir şey kalmayacağını hissediyor.
Belki de amacına ulaşmaktan ve yarattığı binayı tamamlamaktan içgüdüsel olarak korktuğu için yıkımı ve kaosu böylesine seviyor olabilir mi? Ne biliyorsunuz, belki o binayı hiç de yakından değil, uzaktan seviyor; belki içinde yaşamayı değil, onu yaratmayı seviyor…