Genç nesli değil, kendinizi suçlayın. Siz nasıl yetiştirdiyseniz, gençler de öyle olacaklar. Gençlere terbiye verdiğinizi söyleyebilir miyiz? Hayır! Anneler ev işlerinden başlarını kaldıramıyor, günleri mutfak, alışveriş, temizlik ve çamaşırla geçiyor. Memuriyet, ticaret ve diğer işlerle uğraşan babalar akşamları meyhane ve kulüplerde oturup kağıt oynuyorlar.
İnsanları dar ve havasız odalarda uzun süre hareketsiz oturmak zorunda bırakan şehir hayatı vücudu deforme edebilir. Bu hayat tarzı kasların gevşeyerek zayıflaması, kanın zehirlenmesi ve vücut çevikliğinin azalarak, insanların hareketsiz hale gelmesi sonucunu doğurur. Buna bir de iyi düşünülmeden, gereksiz yere çok uzun tutulan okul dönemini ekleyin. Sonuç: İnsanı canlı ve dinç tutması gereken bilginin yerini bilgiçlik taslayan bir zihniyet almakta, öğrencilerin beyni çeşitli kitaplardan yapılan sayısız alıntılarla - yıllar, isimler ve ölçüler, formüller ve cansız kurallarla - adeta bir çöplüğe dönüşmektedir.
İnsanlar kendi ülkelerinde yaşam şartlarının iyileştirilmesi, halkın ekonomik açıdan refaha kavuşarak, zeka ve maneviyatının gelişmesi konularıyla ilgilenmiyorlar. Boşluğa düşmüş bu insanların ne düşünceleri ne kalpleri ne de iradeleri olması gereken yöne odaklanmıştır. Onlar çalışmak da istemiyorlar. İnsanlar bu şekilde kendilerini kandırıyorlar. Günlerini, aylarını, hatta yıllarını uydurma olayların anlatıldığı romanları okuyarak geçiyorlar. Bir iş yaptıklarını sanıyorlar, ama ülkede kültür emekçileri yok. Halkın zekası derin bir uykuda, cehalet, kaba davranışlar ve yoksulluk giderek artmaktadır. Ülke sürekli fakirleşmekte, ekonomik, manevi ve zihni açılardan iflasa sürüklenmektedir.