Canının kıymetini bil. Herkese yetişemezsin. Herkesi iyileştiremezsin.
Yeri geldiğinde boş vermesini, yeri geldiğinde de "sen bilirsin" demesini öğrenmelisin. Unutma ki, doyumsuzdur insanlar. Hiç kimseyi memnun edemezsin.
İnsan bazen en büyük zararı başkalarından değil,
ruhunu yoran şeylere tutunmaya devam ederek kendine verir.
Sırf alıştığı için kaldığı ortamlar…
Sevilmediğini bile bile peşinden koştuğu insanlar…
İç huzurunu tüketen düşünceler…
Kendisini değersiz hissettiren alışkanlıklar…
Ve sonra yavaş yavaş içindeki ışık azalır.
Oysa şifa bazen yeni bir şey eklemek değil,
sana iyi gelmeyeni hayatından çıkarmaktır.
Çünkü ruhuna ihanet eden şeyleri beslemeyi bıraktığında,
kendine ilk kez gerçekten sahip çıkmaya başlarsın.
Bazı vedalar can yakar ama insanı yeniden kendine getirir.
İnsan bazen önündeki engeller yüzünden değil,
kendi zihninin içinde kurduğu duvarlar yüzünden ilerleyemez.
“Sana göre değil…”
“Ya başarısız olursan?”
“Şimdi olmaz…”
“Sen yapamazsın…”
Zamanla bu sesler o kadar büyür ki, insan dışarıdaki dünyadan önce kendi içinde yenilir.
Oysa en zor hapishane, kapısı olmayan değil;
anahtarı sende olduğu halde çıkmaya cesaret edemediğin yerdir.
Çünkü çoğu zaman bizi tutan şey hayat değil,
hayat hakkında yıllardır inandığımız korkulardır.
Bir gün gerçekten özgür olmak istiyorsan, önce zihninin sana çizdiği sınırları sorgulamayı öğrenmelisin.
Belki de hayatın değişmesi için ihtiyacın olan ilk şey, kendine karşı kurduğun o görünmez duvarları yıkmaktır.