Can Aydoğmuş yazarının ilk kitabı olan Mevlana’nın kedisi kitabını ilk elime aldığımda beklentim kediler ve tasavvuf ile ilgili bir kitap olabileceğiydi. Tabi ki beklentim kitabın tamamının bu şekilde olacağıydı. Ancak kitap beklentilerimden tam olmasa da biraz farklıydı.
Giriş kısmında kedilerin nasıl ortaya çıktığını Nuh peygamberle anlatması hoşuma gitti. Daha sonra Mary’nin ortaya çıkması başta biraz kafamı karıştırmıştı. Bu Mary kim demekten kendimi alamadım. Kitabın ilerleyen kısımlarında Mary’nin neden kitapta olduğunu anlamış olsam da Mary’nin kısmı kitapta olmasa da olur diyebilirim.
Mary hakkında kısaca konuşmak gerekirse 19 yaşında anne baskısı yaşayan bir kızın evinden ayrılmasını anlatıyordu. Ona göre annesi onu çok baskılıyordu ve bu baskılama onu bunaltıyordu. Kız annesinin evinden kaçıp anneannesinin evine gidiyor ve orada anneannesinin bıraktığı sandığın içindeki günlükler, mektup, notlar ve çizdiği resimler kızı etkiler. Kız bulduklarında Mevlana hakkında bilgi sahibi olur ve onu daha iyi tanımak için Konya’ya yolculuk yapar. Kitapta Mary’nin kısmında bunu ayrıntılı olarak görüyoruz.
Mary’den sonra asıl kitabın ismini veren kedimizin olduğu kısım geliyor. Tatlı Müezza’nın gözlerinden Mevlana’yı görüyoruz. Bu kısmı okurken yazarın anlatımına hayran kaldım. Bir insan ancak bu kadar bir kedinin gözünde anlatabilirdi. Hatta o kadar iyi bir anlatımdı ki kitapta en sevdiğim bölümün buralar olduğunu söyleyebilirim.
Bu kısımlarda kedi Müezza’nın doğumundan ölümüne kadar başından geçenleri anlatıyor yazarımız. Başlardaki iyi ve zor hayatından sonra Mevlana ile tanışması ve Mevlana’ya olan bitmez tükenmez aşkını görüyoruz. Bu aşk o kadar güzel anlatılmış ki insan kıskanmadan edemiyor.
Kitabı ilk elime aldığımda beklentim Müezza’nın bölümü olduğunu diyebilirim.