Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Atalarımızda var olan, yeryüzüyle ve onun ritmiyle aramızdaki ilişkiyi biz kaybettik. Kendimizle ve kendi doğal varlığımızla olan ilişkimizi kaybettik ve bizi hem içimizdeki hem de çevremizdeki doğayla aralıksız savaşa mahkum eden bir tahakküm buyruğu yönlendiriyor.
Doğal çevremizin ve el değmemiş alanların bizden talep ettiği şeyler olduğu duygusunu yeniden edinebilirsek, bunun ekolojik felaketlerden kaçınmamızda çok yararı olacaktır.
İnsanmerkezcilik, tüm anlam ufuklarını ortadan kaldırarak, anlamın kaybolmasına, bayağı bir duruma düşmemize neden oluyor. Bir an, sessiz bir evrende yalnız, anlamdan yoksun, değer yaratmaya mahkum trajik durumumuzu anlıyoruz. Ama daha sonra aynı doktrin kendi içsel yönelimiyle, can alıcı önemde hiçbir şey olmadığını düşündüğünden anlamlı seçenekler de sunmayan tatsız bir dünya doğuruyor.
Kişinin yakınlıklarını salt araç konumuna getirerek doyumun merkezine bireyi koyma eğilimindeler; bir başka deyişle insanları toplumsal atomculuğa itiyorlar. Doyumu salt bireylerin doyumu olarak görme, kendi özlemlerimiz ya da isteklerimiz dışındaki istemleri ister tarihten ister geleneklerden, toplumdan, doğadan ya da Tanrı'dan kaynaklansın görmezden gelme ya da gayri meşru bulma eğilimindeler.