Açlığın ebedi varlığı her yerde ve her şeydeydi. Akla gelebilecek her türlü suçun ve pisliğin yuvası olan dar ve kavisli sokakta, bu sokağı kesen diğer dar ve kavisli sokaklarda, paçavralar giymiş, başlarına kukuletalar takmış insanlarda, o paçavra ve kukuletaların kokusunda, dört bir yandaki hastalıklı, kasvetli görünümlü her bir nesnede... İnsanlar kendilerini kapana kıstırılmış birer av hayvanı gibi hissediyor olsalar bile, yine de içlerinde vahşi hayvanların içgüdülerine benzeyen bir kaçıp kurtulma ümidi barındırıyorlardı. Kederli ve bezgin olsalar bile içlerinde, gözlerinden alev fışkıranlar, akıllarından geçen düşünceleri bastırmak için sımsıkı kapattıkları dudakları bembeyaz olanlar, alınları, zihinlerinde kâh kendi boyunlarına kâh başkalarının boynuna geçirdikleri darağacı ipini andıran çizgilerle dolu olanlar az sayıda değildi.
Açlık dört bir yanda hüküm sürüyordu. Açlık, yüksek evlerin dışındaki iplere ya da direklere asılmış içler acısı kıyafetlerdeydi; Açlık, bu kıyafetlerin kâğıttan, samandan, paçavradan ve tahtadan yamalarındaydı; Açlık, adamın testereyle kestiği her ufacık odun parçasında kendini tekrarlıyordu; Açlık, tütmeyen bacalardan aşağıdakileri seyrediyordu; Açlık, çöplerinde zerre kadar yiyecek bulunmayan, leş gibi sokaklarda şaha kalkmış bir dev gibi dikiliyordu. Açlık, fırıncının raflarındaki tek tük bayat ekmeğin üzerine kazılı olan kelimeydi; Açlık, sosis dükkânlarında satılan, ölü köpek etinden yapılmış yiyeceklerdeydi. Açlık, kuru kemiklerini, dönen silindirlerde kebap yapılan kestanelerin arasında takırdatıyordu; Açlık, çeyrek penilik çorba kâsesindeki kendine hayrı olmayan birkaç damla yağ içerisinde kızartılmış sert patates dilimlerinin her bir zerresindeydi.
Sayfa 37 - Türkiye iş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu