Bazen yüreğimin ta derinlerine zehir gibi acı veren bir düşünce saplanıyordu: Aradan on, yirmi, hatta kırk yıl geçse bile yaşamımın bu en iğrenç , en gülünç, en korkunç dakikalarını nefretle, iğrenerek anımsayacaktım. Kendimi bile isteye bundan daha acımasızca , daha fazla aşağılamam mümkün değildi.
Daha doğrusu belki inanıyorum, ama bir yandan da nedense malın kötüsünü satmak isteyen tezgâhtar gibi sözlerimin yalan olduğunu hissediyor, şüphe içinde kıvranıyorum.
Şüphesiz böyle bir duvarın hakkından gelmeye gücüm yetmezse boşu boşuna yırtınacak değilim, ama karşımda gücümün yetmediği bir taş duvar var diye büsbütün boyun eğmeye de razı olamam.