Altıncısı: Musibetlere giriftarlığındır. Bu ise, çabuk geçtiği için (sureten göründüğü gibi) hakikatta acı değillerdir. Belki güzel neticeler, faydalı sevablar bırakarak tahavvül ettikleri için, tatlı ve şirindirler. Öyle ise o mesaib, senin yüzünü fena içindeki faniyata giriftarlıktan, bakî ile beka bulan bir bekaya çevirebilirler.
İşte kimin basiretinde selim bir gözü varsa, kat'iyyen ve şeksiz olarak görecektir ki; Kur'anda öylesi bir göz vardır ki; o göz bütün kâinatı zâhir ve bâtını ile göz önünde vâzıh bir sahife gibi görüyor ve onu istediği şekilde çevirip döndürür ve dilediği tarzda meanisini tarif eder.
Evet vakt-i gaflette, kâfire veya gafile olan nefis, her ne kadar zâhiren her şeyi Allah'a isnad ediyorsa da, lâkin bâtınen herşeyi ondan selbedip inkâr ediyor. Amma mü'mine-i ârife olan nefis ise, herşeyi iman ve iz'an ile isbatlı olarak Allah'a verir.
Ey “Çok dua ediliyor fakat müstecab olmuyor” diye iddiada bulunan adam! Bil ki; dua bir ibadettir, ibadetin semeresi de âhirettedir. Dünyevî maksadlar, ancak birer ibadet-i mahsusa olan o gibi duaların vakitleridir.