İlk evinde ağırlanmamış olanın ömrü, yabancı kapılarda misafirlik dilenmekle geçer. Sevilmemişlik, insanı kendi teninde bile mülteci kılar; bu yüzdendir o dur durak bilmeyen, neyi aradığını dahi unutan kör arayışlar.
Tecelli etti artık anladım: Sensin bütün dünyâ..
Bu senlikte fakat ey yar-ı ga’ib,
ben neyim âyâ?
( Ama ey görünmeyen Sevgili, bu “senlik”içinde ben neyim acaba?
çok düşündüm ama hiçbir cevap bulamadım. sevdiğim bütün insanları sevmeye nereden başladığımı sorguladım. sevmek, galiba biraz da bir nehir gibi muhatabına doğru temayül ederek akıp gitme işi. akılla ve bilinçle alınan bir karar değil; nasıl ve nereden sevmeye başladığını bilemeden kendini kaptırma işi. kalbin o insanda bir şey seziyor; belki bir aydınlık, belki bir uçurum, belki uzun zamandır aradığın o dinginlik, belki tanıdık bir yara, belki ruhuna şifa, belki mahvına sebep olacak bir şey... sonra ona doğru meylediyor. görünmez ağlar usulca etrafınızı sarıyor ve ne zaman başladığınızı hiç bilmediğiniz o akıntıya çoktan kapılmış oluyorsunuz.