• Analarınızın memelerine süt bile yürümemişti daha
    bir kez olsun gizli gizli traş olmamıştınız babanızın jiletiyl yani şimdiki sizin yaşınızda ben
    yani deve tellal pire berber iken
    diyalektik ve tarihsel materyalizm diye birşeyler vardı
    sol komünizm bir çocukluk hastalığı dokuz ışık
    şarkılarda türkülerde meydanlarda çırpınırdı karadeniz
    faşizm sosyal - faşizm oportünizm revizyonizm
    kükürt di oksit civa flüminat molotof kokteyller

    2
    öfkeler yazmıştım ellerim yüreğimde yüreğim silahımdayken
    dizlerim tirtir titriyordu ama hiç belli etmiyordum
    en illegal cümleleri kurdum ben anlamazsınız
    mayınsa bastım sınırsa geçtim ateşse yaktım
    ne zaman kozaydım unuttum ne zaman kelebek
    ne zaman doğurdum kendimi ne zaman öldürdüm
    ne zaman gözdüm ne zaman gözyaşı

    3
    benim kandırılmalarım biraz farklıydı anlamazsınız
    mesela ben büyük şeylere inanırdım büyük denizlere
    büyük aşklara büyük ayrılıklara büyük ölümlere
    ve iki kere ikinin asla dört etmediğine
    başka yollardan giderdim varacağım yerlere
    en çok aşksız sevişmelerinize yanardım
    ve dudaklarınıza kondurduğunuz şıkıdım türkülere
    kireç söndürürdüm karpit lambası altında kitap okurdum
    kireç söndürmeyi karpit lambasını siz anlamazsınız
    anlasaydınız zaten uslu bir çocuk olmazdınız
    amerikan emperyalizmi sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği
    çin halk cumhuriyeti demokratik halk iktidarı
    marks engels lenin stalin
    mao zedung fidel kastro che guevara ve enver hoca
    yeni en ideolojik imgeleri gencecik düşlerimin
    bir kulağınızdan girer bir kulağınızdan çıkardı
    kaşla göz arasında anasını satayım
    benim avuçlarımdan güvercinler uçardı

    4
    bir kez olsun gizli gizli traş olmamıştınız babanızın jiletiyle
    oysa ben her gece yüreğimi jiletlerdim yaşadığımı unutmayayım diye
    yani ölmek gibi yaşardım ölmek gibi yaşanır mı anlamazsınız
    avuçlarım neden sıcak gözlerim neden kanlı ellerim neden uzun
    alnım neden açık sesim neden kısık anlamazsınız
    bilmezsiniz mesela fünye dişlemeyi dinamit yoğurmayı
    sevişirken dimdik bir meme ucunu dişlemeye benzemez fünye dişlemek
    dinamit hamuru gözlerini yaşartır adamın kükürtdendir
    siz kükürtü sanayi bacalarının dumanlarında kokladınız gözleriniz yaşardı genziniz yandı küfürler ettiniz

    5
    babalarınız hatırlar on dokuz otuz ana haber bültenlerinden
    güvenlik kuvvetlerinin bir hücre evine yaptığı baskın sonucu
    yasadışı bir örgütün altı militanı
    yasaklanmış yayınlar dinamit lokumları çok sayıda patlayıcı madde
    ve ispanyol yapısı astralarla kirletirdi ekranlarınızı
    siz biyoloji sınavınıza hazırlanırdınız ben ertesi günkü eyleme
    siz üniversite sınavlarına hazırlanırdınız ben o üniversiteyi işgale
    bir gül gibi taşırdım anamın o son öpücüğünü ellerimde
    nasıl da şaşırmıştım anasını satayım
    o cani bakışlarımı bir günlük gazetenin
    baş sayfasında gördüğümde

    6
    Yani şeytan daha rüyalarıma bile girmeden
    yastığımın altında yasak kitaplarla uyurdum ben
    serin ırmaklar geçerdi düşlerimin içinden bütün kirlerimi yıkardı
    benim kirlerim sizin kirlerinize benzemezdi anlamazsınız
    ve her ölüm haberinde cayır cayır yanardım
    ilk o zaman öğrendim kamboçyayı vietnamı çini
    siz lise sıralarında inek gibi hafızlarken istanbulun fethini
    ben yeraltlarında devrim nikahları kıyardım gayri resmi ve gayri sevgi
    hesap vermiştim karşı cinse zaafları olmayan birine
    bir sarhoşluk kadar anasını satayım
    bir sarhoşluk kadar ömrüm olsaydı keşke

    7
    yani bir gece vaktiydi yani dolunaydı yani kaçıyordum
    önüm arkam sağım solum denizdi anlamazsınız
    kaçarken çocukluğumu hatırlıyordum allah kahretsindi
    mermiyi namluya sürmeyi unutmuştum allah kahretsindi
    vınlaya vınlaya parçaladı çocukluğumu o mermi çekirdeği
    allah kahretsindi anasını satayım
    nasıl da mıhlayamadım oracıkta o kahpeyi

    8
    Ben anlamazmış gibi yapmazdım okyanusların derinliğini ölçerdim
    yeni lehçeler öğrenirdim batık kentler keşfederdim
    sözcüklere yeni anlamlar yüklerdim mesela şarkı söylerdim
    kuşlarla konuşurdum yada yoğurt kaplarına çiçekler ekerdim
    gecelerin en ürkek yarılarında anasını satayım
    pencerelerinizi tıklatıp kaçan varya
    işte o bendim

    9
    Diyalektik ve tarihsel materyalizm diye bir şeyler vardı
    hani o ukraynalı pos bıyıklı çelik bakışlı adamın yazdığı
    hani o sonradan acımasız bir katile çıkmıştı ya adı
    kompartıman kompartıman ölüme göndermiş ya eski yoldaşlarını
    annem namaz kılıyordu oturma odası ile yatak odasının arasındaki salondaydı
    ben masadaydım gözlerimde o adamın yazdığı kitabın son sayfası
    hatırlamıyorum şimdi avuçlarımı nasıl iki yumruk yaptığımı
    allah yok diye bağırdığımı biliyorum bir tek avaz avaz
    bir de annemin bir mitralyöz gibi yanağımda patlayan tokatlarını
    sonra araya yağmur girmişti de kurtarmıştım kulaklarımı
    bir kavganın arasına yağmur nasıl girer anlamazsınız
    nicel birikimin nitel patlamaya dönüştüğü bir andı sizin anlayacağınız
    siz yağmurdan genellikle kaçarsınız ya da kara kara şemsiyeler açarsınız
    ben yağmurda ağlardım görmesinler diye gözyaşlarımı
    ne çok olmuş anasını satayım
    ne cok olmus serçelerle konuşmayalı

    10
    Sol komünizm bir çocukluk hastalığı dokuz ışık
    hepimizin avuçlarında aynı karanlık aynı korkaklık
    aynı sokakbaşlarında aynı yalnızlıktı inanmazsınız
    aynı saatlerde aynı örgüt evlerinde
    uçları kıl testereleriyle çaprazlanmış mermiler hazırlardık
    uçları kıl testereleriyle çaprazlanmış mermileri siz anlamazsınız
    toplu iğne başı gibi görünür girdiği yerler
    çıktığı yerlere mideniz kaldırmaz bakamazsınız
    mesela nisandı
    perşembeyi cumaya bağlayan mübarek bir akşamdı
    kahveye girmeden önce göğe bakmıştım la ilahe illallah
    belimde kıpır kıpır ondörtlü ceplerimde iki yedek şarjör
    camilerde yatsı namazları ve bir ay ki hilal mi hilal
    baktığım köşeden çıktı ismail eşhedü en la ilahe illallah
    son yudumunu masada bırakmıştım çayımın ya allah bismillah
    tam kırk kurşunla vurdum ismaili dokuz kalibrelik kırk besmeleyle
    boşalttığım üçüncü şarjörde ellerime sıçradı hüznü
    kırkbirinciyle çöpçüyü devirdim ezberledi diye yüzümü
    sonra bir yerlere kapanıp ağladım ay nasıl ağlarsa öyle
    ay nasıl ağlarsa öyle ağladım anasını satayım
    çingenenin beygirini de vurduğum için
    sırf bana melül melül baktı diye

    11
    Şarkılarda türkülerde meydanlarda çırpınırdı karadeniz
    ülkücüydüm ben turancıydım ben devrimciydim ben komünisttim bilmezsiniz
    karadenizdim ben karadenizin fırtınalarındaki rengiydim
    bağlama çalardım bağlama dinlerdim gül ekerdim toprağıma ölüm biçerdim
    gökyüzünden yıldız çalardım kimseye çaktırmadan
    kağıttan gemiler yapardım kaşla göz arasında
    eylemden kırıp lunaparklara gittiğim bile olurdu
    mesela denizde taş sektirdiğim şiir yazdığım dilek tuttuğum
    mesela günübirlik aşık olduğum dut yemiş bülbüller gibi sustuğum
    mesela dilencilere acıdığım da olurdu ağladığım da
    uyak olsun diye söylüyorsam namerdim anasını satayım
    bir tek iyiliğimi bile yazmadılar zabıtlara

    12
    Faşizm sosyal - faşizm oportünizm revizyonizm
    çok tanrılı bir dinin bütün sapmaları yani anlamazsınız
    anlamazsınız yani sınıf arkadaşınızı vurdunuz mu hiç
    delik deşik ettiniz mi bir parkayı okul çıkışında
    ağır çekim izlediğiniz oldumu hiç bir fizik kitabını havada savrulurken
    yada hayatınızda iki yüz yirmi voltluk çığlıklar attınızmı
    mesela tekme tokat giriştiğiniz oldumu hiç tarih derslerinde tarihe
    mesela kaç kere öldünüz nihavent makamında bir mayıs bin dokuz yüz yetmiş yedide

    13
    Hangi sokak başı hatırlar sizi hangi miting hangi korsan gösteri
    bir tek polis amca bile görmemiştir gözbebeklerinizi
    kıl kadar yalanım varsa namerdim anasını satayım
    yarından tezi yok siz de unutacaksınız bu şiiri

    14
    Türkiye cumhuriyeti anayasasını tağgir tebdil ve ilga
    yani türk ceza kanununun yüz kırk altıya birinci maddesi uyarınca
    iplere çekilirdi çocukluğum siz ip atlarken rüyalarınızda
    annemin gözyaşı toprağa düşmeden kırılmış olurdu boynum
    boynumun sesi çıtırdak bir çerezin ağzınızda yankılanan sesiydi
    akciğerlerimi bir ana rahmihi parçalar gibi parçalardı soluğum
    soluğumla bütün şafakları havaya uçururdum
    ertesi günkü gazetelerde siz bunları okumazdınız
    okusanız bile siz bunları hiç böyle anlamazdınız
    mesela mendilinize ihtiyaç duyardım bazen çağırırdım sizi duymazdınız
    görmezdiniz çünkü bilmezdiniz çünkü duymazdınız çünkü sağırdınız
    yürüdüğüm yollar boyunca omuzlarımda taşıdım sizi
    omuzlarımda taşıdım anasını satayım
    ne kadar da ağırdınız

    15
    Dış kaynaklı müzik gibi dış kaynaklı bir şey miydi ölmek
    kulağımda anti - emperyalist marşların nakaratları
    elimde amerikan malı bir kerpetenle
    milyon parçaya ayrılırken ana avrat dümdüz gitmek
    ölmek bu muydu ulan
    ölmek ardımda bir uçurum gibi bırakıp gitmek miydi hayatı
    cenazeme bin kişi katılmış neye yarar
    en yakın arkadaşım taşımış siyah beyaz bir resmimi
    ne zaman içim dolsa olan bitene
    ayıp olur yakışmaz diye ağlamazdım
    ağlamak bana ne kadar da yakışırmış anlamazdım

    16
    Yürüdüğünüz yollar uzadı siz küçüldünüz
    küçüldükçe dünyayı benim dudaklarımla öptünüz
    mesela her polis sorgusunda çorap söküğü gibi çözüldünüz
    her şey iyi güzel hoş da beni niye öldürdünüz
    oysa miş li geçmiş zamanlardan alıp taşımıştım sizi torunlarınıza
    ortaçağdan alıp kuantum fiziğine götürmüştüm sizi
    kuantum fiziğini belki anlamazsınız diye şiirler bile yazmıştım
    ölümü bile göze almıştım allah belamı versin
    kükürt di oksit yani anlamazsınız
    pos bıyıklarım vardı üç numara saçlarım ve rooswelt postallarım
    parkamın ceplerinde ellerimi ısıtırdı arnavutluk emek partisi
    necip fazıl kısakürek ya da nazım hikmet pek farketmezdi
    hepsi aynı bokun soyuydu anasını satayım
    hepsi bir parça adrenalindi

    17
    Mesela ellerim yankılanırdı çektiğim her tetikte anlamazsınız
    çektiğim her pimde birileri çentik atardı bir yerlere
    robot resmini çizerlerdi yüreğimin sokak sokak aranırdım
    genellikle kaçardım yada dilinizin altında saklanırdım
    bir gün tükürürsünüz diye birilerinin yüzüne ağzınızda dolanırdım
    anlamazdınız iki bardak rakıyla sarhoş olurdunuz
    ağlamazdınız anasını satayım
    durmadan yutkunurdunuz

    18
    Hesap soracaktık kahrolsundu kanı yerde kalmayacaktı
    yepyeni güneş sistemleri kuracaktık mesela denizler ırmaklara akacaktı
    acayip düşlerim vardı anlatsam inanmazsınız
    mesela titreyip kendimize dönecektik tarih kitapları bile utanacaktı
    aşkı aşk gibi yaşayacaktık ölümü ölüm gibi anlamazsınız
    yani tahrip gücü yüksek güneşler gibi patlayacaktık
    milyonlarca şiir doğacaktı can çekişmelerimizden
    mesela annem bir daha ağlamayacaktı
    en serseri sevinçlerimizle bir poyraza uzatıp alnımızı
    ellerimizi kollarımızı sallaya sallaya dolaşacaktık bütün meydanları
    meydanlarda çocuk bahçeleri meydanlarda panayırlar
    ve uğruna sokak sokak öldüğüm bütün şafaklar
    çingeneler kucağımda düğün alayları kurulacaktı
    yerde kaldı anasını satayım
    hepimizin kanı yerde kaldı

    19
    Ben namlu temizlerdim gece yarılarında siz kulağınızı
    siz apışaralarında çoğalırdınız ben teksir makinalarında
    ben vur emirlerini dinlerdim siz iş emirlerini
    sustalı bir bıçak gibi kanatırdım gözlerinizi
    ağlardım
    ne zaman ağlasam kalbimle dalga geçerdiniz
    ve hiç biriniz anasını satayım hiçbiriniz
    hiçbiriniz benim kadar ölmediniz

    20
    Yani sizin şarkı sözleri yazdığınız o duvarlara ben
    öfkeler yazmıştım ellerim yüreğimde yüreğim silahımdayken
    kod adımı bir dağ çiçeğinin adından çalmıştım
    soyadımı bir kundağa sarıp cami avlusuna bırakmıştım
    annemi rüyamda gördüğüm en son akşamdı
    rüzgar bir yalnızlık gibi dağıtıyordu saçlarımı
    ilk gördüğüm silah tüccarına anasını satayım
    takas ettim bütün yarınlarımı

    21
    Kendi sesimi kalbimde nasıl boğardım anlamazsınız
    ilk o zaman öğrendim dilimde kor demirler söndürmeyi
    ve söndürdüğüm her demirde bir bıçak olup bilenmeyi
    öncem yoktu anasını satayım
    sonram let it be... let it be

    22
    Ne zaman kozaydım unuttum ne zaman kelebek
    ne zaman ezberledim hüznü heceleyerek
    hangi sokağında yürüsem bu kentin
    hangi sokağında anasını satayım
    adımlarımı kimseye uyduramıyorum

    23
    Gözlerimin içine her baktığınızda göz bebeklerinizdeki yalancının
    suratına tükürdüm utanmadınız
    bir gece vakti dur ihtarına uymadığım için vuruldum
    siz kimseleri ihtar etmediniz
    ekmek mayasıyla üzüm sularından küflü şaraplar yaptım
    bir kez olsun tatmadınız
    tırnaklarımın kirleri karıştı gecelerin kirine
    kirlerimi kirlerinizde arıtmadınız
    bütün denizlerde boğuldum
    bütün ateşlerde yandım
    bütün akıl hastanelerinde uyuşturduğunuz her beyin
    benim beynimdi anlamazsınız

    24
    Gecen sonbahardan kalma bir şeyler kıpırdanıyor içimde
    avuçlarımda eşkiya günlerimden kalma mermi kovanları
    ve mayın tarlalarında saklambaç oynadığım çocukluğumla
    işte geldim size saklayın beni
    kendimden çıkıp size kaçarken sırtımdan vuruldum
    üçüncü sınıf bir aranıyor afişinden bakıyorum dünyaya
    her sabah endişelerinizle gözgöze geliyor suretim
    geçtiğim bütün yollar mayınlı
    bütün hudut kapıları tutulmuş
    ve yazdığım bütün şiirlerde anasını satayım
    taammüd unsuru bulunmuş

    25
    Hatırlamıyorum anasını satayım
    ben mi sizi doğurmuştum yoksa
    siz mi terketmiştiniz bir dağın eteklerine beni
    hangimiz gayri meşru bir ilişkinin piçiydik unuttum
    iyi molotof kokteyller hazırlardım aklımda kalan bu
    emekli maaşlarınızı alamadığınız bankalarda patlardı
    benim ellerim sizin kalbinizdi anlamazsınız
    kalbiniz avuçlarımda bir güneş gibi patlardı
    işte geldim size ya saklayın beni artık
    ya da öldürün beni
    şah damarını anasını satayım
    şah damarını kestiğiniz
    bütün şiirlerim gibi

    26
    Ne zaman unuttum ağlamayı
    ağlamak çoğu zaman varolmaktı
    Sizden ılık bir güneydoğu akşamının
    maviliğindeki derinliği istemiştim
    Sizden yaralı bir kurt gibi
    acıyla uluduğum yangınların ortalarında
    beni kalbinizin en derin yerlerinde saklamanızı istemiştim
    Sizden ellerinizi istemiştim
    avuçlarınızın içinde size bakarken bütün insanlığa bakmayı
    Sizden sözcükleri toplayıp çıkararak anlatamadığım herşeyi
    kalbimin atışlarından anlamanızı
    Sizden gözyaşlarınızı istemiştim
    Gözyaşlarınızda yüzme bilmeyen bir çocuk gibi boğulmayı
    Hep bir başka hayata ertelediniz anasını satayım
    Oysa bu benim son hayatımdı.

    Şiir : Uğur Özakıncı
  • "İnceciğim. Kırığım. Anla…
    Bu yüksekten bir düzlüğe indir beni.
    Kubbem yok ki benim, bir tepsinin kenarında uykum
    Dönersem, aşağ’sı çok yüksek
    Düşeceğim nasılsa gördüm.
    Dünya beni sarmazdı sarmalamazdı döndüm.
    Gök ağlıyordu , ben zülfünü ördüm.
    Sorunun sorulduğu yerim ben,
    cevabın alındığı yer!
    bir yanım erguvan bir yanım gül ve laleler
    bir yanda serseri otlar, başıboş, plastik çiçekler
    kök dal dolanmış duvarda birbirine koyu keder.
    Sen benim neşe boncuğumdun
    Koptu incecik ipin dağıldın ellerimde.." Birhan Keskin
  • Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
    Ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu
    Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde
    Giritli bir ölümüm varmış, bir balıkçı fitil gibi
    Patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim
    Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mı
    Ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç
    Kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış
    Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık
    Sabahcı kahvelerde bir çiroz ötüyordu
    Ve dalgalarımı geçen o deniz şoförleri
    Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler
    Uyuklar gibi üstünde mermer masaların
    Bir tahta parçasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış
    Yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında
    Öbür tahtalara öbür insanlara doğru
    Cumhurdu mürekkep balığı, simsiyah yüzüyordum
    Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu
    Ağardım, nisanlayınca gece, ve yavrulayan yalnızlık
    Ya da ilk insanın doğduğu, öldüğü dağdı Moby Dick
    Nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan
    Çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu
    Alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri
    Dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde
    Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
    Ne bileyim, bir türkünün böyle Veysel olduğunu
    Açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde.
  • Ellerimde çiçekler açacak biliyorum
    Seni sevdiğimde hep böyle olurum çünkü
    Yüreğimde birkaç ayet
    Aklımda iki dize bizim için
    Ve dilimde tüm sarhoşluğuyla şarkılar
    "Sen kimseyi sevemezsin ..."