Bazen, biri bana zor bir dönemden geçerken, “Neşelen biraz!” dediğinde, Boğazlarını sıkasım geliyor. Sadece yanımda olup elimi tutsun ya da benimle birlikte üzgün ya da öfkeli olsun veya benimkine benzer bir deneyimi olduysa bana anlatsın ve zamanla geçtiğini söylesin istiyorum.
Kalbinizi pır pır ettiren biriyle tanışmak, başkalarının kalbini pır pır ettirene kadar bir şeyler yazmak, aşkı betimleyen şarkılar dinleyip filmler izlemek... ben daima sevgiden hareketle ilerlemek istiyorum. Eğer safi mantık kendini devamlı aralardaki boşluklara zorlarsa ben de hayatımın parlaklığı ve rahatlığını kaybederim, bu yüzden de duygusal olarak aydın biri olmak istiyorum, mantıklı düşünme anlamında daha noksan olacak olsam bile. El ele tutuşup benim gibi hissedenlerle yürümek istiyorum. Duygusallık ya da mantıktan hangisinin daha üstün olduğunu söylemek zor ama kesinlikle farklı dokulara sahipler. İkisi arasından dokusunu daha çok sevdiğim kesinlikle sevgi ve duygusallık.
Bana göre yalnızlık tek göz odalı dairem, bana mükemmel şekilde uyan battaniyemin altı, yürüyüşe çıkarken kendimi bakarken yakaladığım göğün altı, bir partide iken aniden üstüme çöken yabancılaşma hissi. Özeleştirimde, ellerimin ceplerimde huzursuzca kıpırdanışında, ses kayıt cihazından kendi sesimi dinledikten sonra odamdaki boşlukta, kafede gözü uzaklara dalmış biriyle yanlışlıkla göz göze gelişimde; başkalarının bakışından korkmama rağmen kimsenin zaten bana bakmadığını fark edişimde.
Kendi yüzümü sevebilmek istiyorum ama başka yüzleri o kadar seviyorum ki kendi gözüme güzel görünemiyorum. Bazen güzel göründüğümü düşünüyorum ama insanlar bana güzel olduğumu söylediğinde onlara hiçbir zaman katılmıyorum.