[...] duyulabilirlerdeki aşırılıktan dolayı duyu duyumsayamaz hale gelir, örneğin yüksek seslerden ses duyamaz, kuvvetli renk ya da kokulardan göremez ya da koku alamaz hale gelir, oysa akıl aşırı derecede akledilebilir olanı aklettiği zaman, alt seviyedekileri akletme gücü azalmaz, tersine artar. Çünkü duyumsayan kısım bedensiz olmaz ama aklın ayrılabilirliği vardır.
* çev. Ömer Aygün (İstanbul: Can Yayınları, 2026), 119.
Felsefe, öz itibarıyla, hakikate sahip olmak değil, fakat hakikati aramaktır. Filozofun ayırdedici niteliği şudur: “o, hiçbir şey bilmediğini bilir” ve onun en önemli şeylere dair bilgisizliğimiz hakkındaki içgörüsü, onu tüm gücü ile bilgi için çaba sarfetmeye teşvik eder. Bu şeylere dair sorulardan kaçtığı veya yanıtlanamayacakları için bu soruları görmezden geldiği noktada, o, bir filozof olmaktan kesilecektir. İhtimal ki, bu sorulara verilen mümkün yanıtlar hakkında lehte ve aleyhte öneriler, daima az çok dengede olacak ve bundan dolayı da felsefe, tartışma aşamasının ötesine geçmeyecek ve kesin karar aşamasına hiç ulaşmayacaktır. Bu, felsefeyi beyhude kılmazdı. Çünkü, temel bir sorunun açık bir şekilde kavranışı, sorunun ilgili olduğu konunun doğasının anlaşılmasını gerektirir. Temel bir sorunun halis bilgisi, temel bir sorunun tam manasıyla anlaşılması, böyle bir soruya körlükten veya kayıtsızlıktan daha iyidir; bu kayıtsızlık veya körlüğe, çok sayıda talî veya gelip-geçici soruya verilen yanıtların bilgisinin eşlik edip etmemesi durumu değiştirmez.