“Biz insanlar güzel günlerin azlığından, kötü günlerinse çokluğundan sürekli yakınırız,” diyerek başladım, “bana göre bu bakış açısı doğru değil. Tanrı’nın bize her gün sunduğu güzelliklerin tadını çıkarmak için kalbimizin kapılarını sonuna kadar açarsak başımıza gelen kötü şeylere de dayanma gücü buluruz.”
Ah uzaklığın da gelecekten bir farkı yok! Kendini göstermeye başlayan büyük bir şey ruhumuzun önünde can bulur, gözlerimiz gibi duygularımız da içine karışır ve biz, ah! Tüm varlığımızla ona teslim olmayı, o büyük ve muhteşem duygularla dolup taşmanın hasretini çekeriz.
O andan itibaren güneş, ay ve yıldızlar huzurla görevlerini sürdürürken ben, gece mi yoksa gündüz mü olduğunun farkında değildim. Tüm evren gözümde geçerliliğini yitirmişti.