Kendimiz için anlamlı olanın peşinden gidince, sırf tanıdık olduğu için bize acı verenlere tutunmayı bırakınca, yaslarımızı tutacak alanı kendimize açınca ve hayatın getirdiklerine gözlerimizi açıp "bu da benim hayatım" deyip içimize derin bir nefes çekince dayanılmaz bir hafifliğe ulaşırız.
Heidegger'e göre hayatın belirsizliği, bilinmezliği ve hep tekinsiz olacak olması nedeniyle kendimizi hiçbir zaman "evimizde", "yerimizde, yurdumuzda" hissetmeyiz. Her daim bir parça diken üzerinde oturarak yaşarız. Bu, hayatın getirdiği koşullardan biridir. Tam da bu sebepten ötürü, kendi hayatımıza her daim bir parça yabancı kalmaya mahkûmuz.
Ya bağlar kurarız, hayatımız canlanır, zenginleşir, yeşerir ama acıya da yasa da açık oluruz ya da bağ kurmadan yaşarız ve hiçlikten gelip hiçliğe gideriz, kupkuru bir hayatta.