• Bir mahkûmun hücresinde bulduğu örümcek onun için çok değerlidir, ama normal bir adamın evinin bir köşesinde karşısına çıkan örümcek, kimi zaman dikkat bile çekmez, hiçbir önemi yoktur.
  • ''Onun ayağının altındaki toprağı, başının üstündeki havayı, dokunduğu her şeyi, söylediği her kelimeyi seviyorum... Her bakışını, her hareketini, onu tümüyle seviyorum. İşte bu kadar! Başka bir diyeceğin var mı?''
    Feyza Altun
    Sayfa 36 - İnkılap
  • “Güzeller güzeli bir yüzün olsa bile, yüreğinde şeytanlık olduktan sonra, merak etme, o güzellik de bir anda çirkinleşir.”
  • “Şu gözlerinin içinden fışkıran şeytanlara, hayatta düşmanları olduğu kadar dostaları da bulunduğunu bilen melekler olmayı öğretmen lazım. Bunu önce isteyecek, sonra öğreteceksin. Sen de eğer yediği tokatlar yüzünden, tokadı atana değil de tüm dünyaya küsenlerden olursan, gün gelir sana kötülük yapanlar kadar zalim olursun.”
  • KADIN…
    Dünyaya gelmiş ikinci sınıf insan, Ademin günah işlemesine sebep, tehlikeli, kurnaz, şeytan!

    Daha birçok tanım yazabilirim bunun gibi. Bunların benim düşüncelerim olmadığı aşikar. Peki bunlar kimin düşünceleri?

    Ben İnci Küpeli. Evet bir KADINIM. Bu kitapta tanıştığım kadınlar beni hem tüm dünyaya meydan okuyabilecek güçte bir güçlü hissettirdi hem de inanılmaz bir acziyetle boğdu…
    Bu kitapta kimlerle mi tanıştım? Durun size anlatayım…

    *Dünyanın en ünlü hemşiresi Florance’ı görmediğim yüzüyle, doksan yıllık ömrünün büyük bölümünü Hindistan’ın özgürlüğü için mücadelesiyle gördüm.

    *Tamamen erkek kılığına bürünen ve yirmi yıl Mısır’a hükmedip bolluk ve bereket getiren kadınla, Hatçepsut’la tanıştım.

    *Savaştan savaşa koşan, Fransa Krallığını kurtarmak için fedakarlıkta bulunan ancak Fransa’nın ve Tanrı’nın memurları tarafından yakılmak üzere odunlara götürülen; bugün hem Fransa’nın hem de Hristiyanlığın sembolü olan Jeanne d’Arc’ın mücadelesine şahit oldum.

    *Birçok dil konuşup ekonomiden bahseden, Roma’ya meydan okuyan Kleopatra ile,

    *Bizans İmparatorluğu’nu kürtaj hakkını, kadınlara miras hakkını, dulların ve gayrimeşru çocukların korunduğu ilk yer haline getiren Jüstinyen’in karısı İmparatoriçe Theodora’yı,

    *On dokuz yaşındayken tramvay kazası geçiren, birçok ameliyat geçirmesine ve acılarına rağmen dimdik durup onlarca resim yapan ve inadına kahkahalarıyla Coyoacan’ı inleten kadın Frida ile,

    *Lezbiyenliğin teriminin geldiği yer olan Lesbos’ta yaşamış olan ve bir kadını tercih ettiği için kilise tarafından yazdığı kitapların yakılması emredilmiş olan, günümüze sadece birkaç şiiri ulaşmış şair Sappho ile,

    *Kırsalda sıkılmamak için yazılar, romanlar yazan Brontë kardeşlerle,

    *Hayatını evinde tam bir kadın gibi(!) sessizce yaşamış ve öldüğünde odasında bin sekiz yüz tane şiiri bulunmuş, şiirlerini ve mektuplarını kendine gizli tapınak yapmış olan Emily Dickinson ile,

    Kadınların şarkı söylemesi yasakken şarkı söyleyenlere, dans edenlere, resim yapanlara kadar birçok kadın..
    Hepsi bu bilinen kadınlar güçlü kadınlar değildi maalesef… Güçsüz, zayıf ezilen bir bu kadar daha kadının öyküsü de vardı bu kitapta.
    Erkek egemenliğine karşı yapacak hiçbir şeyi olmamış yüzlerce binlerce milyonlarca kadın…

    Kızlığına zarar gelmesin diye bisiklete bindirilmeyen kızlar, Adem’i günaha soktuğundan yüzünü, gözünü erkeği baştan çıkarmasın diye kapatılmış kadınlar, evinden sadece düğünü olduğu için ve öldüğü için çıkabilen kadınlar, zevki, seksi sadece erkeklere özgü bir hale getirip kadın sünneti yaparak- yasal yoldan veya değil- kadınların klitorisini kesen insanlar( ve bunu yapanlar, kabul edenler sadece erkekler değil emin olun. Ayrıca dünyada tam 29 ülkede yapılıyor bu uygulama!), regl olduğu için kirli sayılan yanına yaklaşılmayıp, dokunduğu şeylere dokununca kirliliğin bulaşacağına inanan kadınlarla da tanıştım ve tüm bunlara ömrü hayatınca katlanan kadınlarla...

    Yaşadığım gezegeni bir kez daha bir kez daha sorguladım. Ve tiksindim!!!

    Erkektir yapar, zihniyeti kadınların da kabul ettiği bir zihniyet.Çoğu kadının çocukluğundan itibaren dünyaya erkeklerin himayesinde yaşamak zorunda olduğu, dünyaya bolca çocuk getirip onlara bakmak ve evinin hanımı olmak zorunda olduğu öğretilerek kodlanıyor.Sorgulamadan, kabul ediyor: sorgulamaya başladığında dayak yiyip boyun eğiyor… Ve hayatını bu şekilde yaşayan, konuşmak için dahi izin alan kadınlar olarak ölüyorlar aslında hiç doğmamış olarak...

    Tüm bunları ne düzeltebilir? Eğitim… Eğitim bir ilaç gibi doğru enjekte edildiğinde bizi iyileştirecek en büyük, en şifalı deva…

    Ben bu dünyaya neden geldim? Evlenip kocamın dediklerini yapmak, ona sorgulamadan itaat etmek, susmak, yemek yapmak, ev işlerini kusursuz yerine getirmek, çocuk büyütmek(erkek olursa tadından yenmez) kimseyle konuşmamak ve kimseye yük olmadan sessizce ölmek için mi?

    Önce bir kadın olarak ve erkek olarak herkes nasıl bir hayat yaşayacağını sorgulasın. Sonra cinsiyeti bir kenara koyup insan olarak sorgulayalım.
    Dünyaya iki cinsiyet gönderilmişse eşit bir şekilde yaşanması için … Ne erkeğin kadına ne kadının erkeğe zulmetmeye hakkı yok.. Beraber adilce, insanca yaşayınca tüm bu dünya daha güzel… Gücümüz birlikte anlamlı, erkek kadını ezince ya da kadın erkeği ezince değil...

    Bu incelemeyi güçlü olan, meydan okuyan yada içindeki güç sayesinde her şeye katlanan ve bir sabır taşına dönüşen ölü, yaşayan ya da hiç doğmamış kadınlara …
    Mücadelemde ve her anımda yanında olup elimi tutan Yıldızıma… (özlem)
    Kitabı beraber okumaya başlayıp bana dost olan biricik Ferda’ya(Ferda Çalışır)
    Hayatımda tanıdığım en çetrefilli ama dayanıklı hemşire olan Sema’ya(Esther. Sema)
    Gücüne hayran olduğum Vaveyla’ya(°° Vaveyla °°)
    Gücü yüreğinin derinlerinde olan ablama,
    ve… anneme ithaf ediyorum…

    Varlığınız nice insana güç veriyor bunu unutmayın… Işığınız daim olsun…
    Okuduğunuz ve okumaya değer gördüğünüz için teşekkür ederim…
    Sevgiyle, barışla, adaletle...

    https://soundcloud.com/hf112233/h56uibuq2jtt
  • Konuşma tarzı,huyunun tüm kötülüklerini ayna gibi yansıtıyordu.
  • O, sevgisini de nefretini de belli etmeyeceği gibi, sevilmeyi ve nefret edilmeyi de bir tür küstahlık olarak görmektedir.