Kendime ve başkalarına katacak bir şeylerim olduğu sürece, değersiz değilim. Yaptığımın olumlu bir etkisi olabiliyorsa, değersiz değilim. Hayatta olmam bir kişi için bile fark yaratıyorsa, değersiz değilim.
Sevgi göstermek, anlayış, dostluk, destek, sosyalleşme, destek, dayanışma bir şeyler demekse, değersiz değilim.
Kendi fikirlerime, zekama saygım varsa, ben değersiz değilim. Başkaları da bana güveniyorsa, bu bir artı!
Müşterilerime ve işverenlerime üretkenliğim ve yaratıcılığımla yardım etmek için elimden gelenin en iyisini yapıyorsam, değersiz değilim.
Bu çağda varolmam diğerleri için bir fark yaratıyorsa, değersiz değilim.
Ben değersiz değilim. Fazlasıyla değerliyim.
Yaşamda adaleti aramak için koşullanmışız ve bulamadığımızda, öfke, endişe ve hayal kırıklığı hissetmeye eğilimliyiz. Aslında, sonsuz gençliğin kaynağını ya da benzer bir miti aramak da eşdeğer üretkenlik taşımaktadır. Adalet var olmamıştır. Hiç olmadı ve hiç de olmayacak. Dünya bu şekilde yaratılmadı. Kuşlar solucanları yer. Bu solucanlar için adil değil. Dünyada adalet olmadığının farkına varmak için doğaya bakmanız yeterli. Kasırgalar, gelgitler, seller, kuraklıklar hepsi haksızlık.
Yerine göre kader dediğimiz şey, dar bir yerde sürekli yönünü değiştirerek dönüp duran bir kum fırtınasına benzer. Sen de ondan kurtulmak için bastığın yeri değiştirirsin. Bunun üzerine kum fırtınası da sana ayak uydurmak için yönünü değiştirir. Bir kez daha bastığın yeri değiştirirsin. Tekrar tekrar sanki şafaktan hemen önce ölüm tanrısıyla yapılan uğursuz bir dans gibi aynı şey tekrarlanıp gider. Neden dersen, fırtına uzaklardan çıkıp gelmiş herhangi bişeyden farklıdır da ondan.O fırtına aslında sensindir. O yüzden yapabileceğin tek şey ayağını fırtınanın içine daldırarak, gözlerini sımsıkı kapatıp fırtınanın içinden geçmektir. Orada muhtemelen ne güneş ne de ay, hatta ne yön ne de zaman vardır. Orada kemikleri bile parçalayacak kadar keskin kum tanecikleri gökyüzünde dans eder!