1350’li yıllarda, Portekiz Prensi Pedro ile İspanyol soylusu Inês de Castro arasında tutkulu bir aşk başlar. Öyle bir aşk ki, Prens Pedro bu uğurda kendi babası, Portekiz Kralı IV. Afonso’ya karşı gelmeyi bile göze alır. Ancak önünde büyük bir engel vardır: Pedro, siyasi nedenlerle çoktan Kastilya Prensesi Constanza ile evlendirilmiştir.
Bu durum, Portekiz Krallığı ile Kastilya Tacı arasında ciddi bir siyasi gerilim yaratır. Kral IV. Afonso, oğlunu defalarca uyarır, bu ilişkiyi bitirmesi için baskı yapar. Fakat Pedro, aşkından asla vazgeçmez. Inês ile olan ilişkisine, her şeye rağmen devam eder.
Kral ise bu aşkı yalnızca bir skandal olarak değil, Portekiz tahtı için bir tehdit olarak görür. Inês’in İspanyol bir soylu olması, Pedro’dan doğacak çocukların taht üzerinde İspanyol etkisi yaratacağı korkusu…
Ve korkunun yön verdiği o karar: Kral, Inês de Castro’nun öldürülmesini emreder.
Inês’in kanı akıtıldığında Pedro’nun kalbi paramparça olur. Onu koruyamamıştır. Sevdiği kadını göz göre göre kaybetmiştir. Uzun süre yas tutar, içine kapanır. Ama zaman geçer… Ve kaderin kaleminde Pedro için yazılmış başka bir satır açılır:
1357’de IV. Afonso ölür, Pedro artık kraldır.
Ve Pedro’nun tahta çıktığı gün verdiği ilk emir, yüzyıllar boyunca anlatılacak bir efsaneye dönüşür…
Öldürülen aşkı Inês de Castro’nun mezarı açılır. Bedeni beyazlar içinde giydirilir. Gümüş bir taç başına yerleştirilir. Tahta oturtulur.
Evet, Pedro onu ölümünden sonra kraliçe ilan eder.
O günden sonra Portekiz’in tüm saray erkânı, ölmüş Inês’in elini öpmek zorunda kalır. Özellikle onun ölümüne sebep olanlar… Sadakat yemini ederler, bir ölüye. Çünkü Pedro için Inês sadece bir sevgili değil, sonsuzluğa yazılmış bir yemin, bir kraliçedir.
O günden sonra Pedro’nun adı, aşkın ve intikamın kralı olarak