İnsanlar, ah, benim insanlarım, yalanla besliyorlar sizi,
Halbuki açsınız,
etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız.
Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,
göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.
Nazım Hikmet
İnsanlar, ah, benim insanlarım, yalanla besliyorlar sizi,
Halbuki açsınız,
etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız.
Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,
göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.
Nazım Hikmet
Diyorum ki
Toplasak tası tarağı
Kapatsak telefondaki tüm hesapları
Hiç kimsenin bilmediği bir köye yerleşsek.
Yolları tozlu
Evleri gecekondulu
Küçük bir bahçesi
Bahçesinde köpeği
Yemişler dikelim fidandan
Biraz da domates falan
Aksam erken yatıp
Sabah ezanıyla uyansak
İlk önce bahçeye inip
Çiğ düşmüş biberleri toplasak
Ağaçları sulayıp feslegenleri okşasak
Ayagımız topraga bassa
Gelen geçenle selamlaşsak.
Etrafımızda kuş sesleriyle
Balkonda bir kahvaltı
Kahvaltıda tereyağlı köy yumurtası
Sokakta oynayan birkaç çocuk
Çocuk seslerine karışan sokak satıcıları.
İkindi vakitlerinde asma çardagı altında
Komşularla semaverde çay sefası
Çilek kokusu getıren meltem esintileri ve
Kucaklaşan gönül sohbetleri..
Allah her şeyin en güzelini, en doğrusunu bilerek veriyor. Bir zamanlar kalbimi sökercesine beni üzen bir şeyi yaşadığım için sonradan şükredeceğimi nereden bilebilirdim ki? Bilemezdim...
Yüz üstü bırakıldığım ilk gün hissettiğim o acının hiç geçmeyeceğini, onlarca kez bölünen uykuların asla bitmeyeceğini sanıyordum.
Göğsümü sığdıramadığım şu gökyüzünün ciğerlerime hep dar geleceğini sanıyordum.
Artarak devam eden özlemlerin hiç geçmeyeceğini sanıyordum.
Aslında ben en çok da bana yapılan haksızlığı asla hak etmediğimi sanıyordum. Meğer yapılan onca fesatlığa tahammül etmekle o haksızlığı kendime ben yapıyormuşum. Çünkü sevdasını bal sanan, zehirlendiği kalbi kendine yuva sanıyormuş.
Yani yok yere gidenler iyi ki geri dönmemişler, yoksa ben asla iyileşemezmişim...
Dedim ya, Allah her şeyin en iyisini biliyor. Bazı acılar zamanla birer armağana dönüşüyor...