Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kaleme aldığı Nutuk, yalnızca bir kitap değil; kaderine terk edilmiş bir milletin yok oluşun eşiğinden nasıl yeniden var olduğunu anlatan bir eserdir. 19 Mayıs 1919’da başlayan bu süreç, 1927 yılına kadar uzanır. Nutuk, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın İkinci Kurultayı’nda, 15–20 Ekim 1927 tarihleri arasında Atatürk’ün anlatımıyla parti kurultayına ve Türk kamuoyuna sunularak tarihteki yerini almıştır.
Kitabın başında bizi karşılayan tablo içler acısıdır. Birinci Dünya Savaşı’ndan ağır yaralarla çıkan bir ulus, Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması doğrultusunda Anadolu’nun dar bir köşesine sıkıştırılmak istenmiştir. İtilaf Devletleri bununla da yetinmeyerek vatan topraklarını kolaylıkla işgal edebilmek amacıyla Türk ordularının terhis edilmesini istemiş, şehirler savunmasız bırakılmıştır. Geriye kalan az sayıdaki asker ise İstanbul’daki baskıcı yönetimin ve işgal kuvvetlerinin gölgesinde kendi vatanında adeta hapis hayatı sürmek zorunda kalmıştır.
İşte her şey böylesi bir imkânsızlık ortamında başlar. Halk kendi şehirlerini koruyabilmek için yerel cemiyetler kurarak direniş yolları ararken, Gazi Paşa Samsun’a çıkabilmek için gerekli görevlendirmeyi Genelkurmay’dan almayı başarır. 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan bu süreçte kendisine verilen resmî görev aslında bir sona işaret etmektedir: ordunun dağıtılması ve silahların toplanması. Ancak Mustafa Kemal Paşa, bu görevi millî mücadelenin başlangıcına dönüştürme kararlılığındadır.
Samsun’dan sonra süreç hız kazanmış, Amasya, Erzurum ve Sivas’ta alınan kararlarla direniş giderek kurumsal bir nitelik kazanmıştır. Ancak bu mücadele yalnızca dış işgal güçlerine karşı değil, aynı zamanda İstanbul’daki saray yönetimiyle de açık bir hesaplaşmaya dönüşmüştür. Sultan Vahdettin’in tutumu bir