• Warcross sonrası stres bozukluğu halim hâlâ sürüyor olsa da ilk günkü şiddetinde değil. Bu yüzden kolları sıvayıp içimi dökmeye karar verdim. Öncelikle olayı kişisel almamanız adına klasik girizgâhımı yapayım: Kitabı çok sevene, az sevene, biraz sevene, aşırı sevene ve daha nicesine sözüm yok. Bunlar kitabı okuyanlar hakkında değil hatta yazar hakkında bile değil, kitap hakkındaki fikirlerimdir. Sevdiğiniz kitabın sevilmediğini görmek sizi incitiyorsa lütfen sayfadan çıkıp farklı sayfalara geçiniz, teşekkürler.

    Warcross ile ilgili neler neler var aklımda, bilemezsiniz. Hepsini hatırlayıp yazabilecek miyim, bilmiyorum ama bizi uzun bir yorum süreci bekliyor gençler. Yine. Kitabı okuyan çoğu kişinin seveceğini düşünüyorum. Özellikle de detayları çok önemsemiyor, yüzeysel anlatımlardan rahatsız olmuyorsanız genel hatlarına bakarak kitabı sevmenin kolay olduğunu söyleyebilirim. Özellikle de güncel romanlar arasında fikir olarak, bu detay önemli, orijinal olmasının bir etkisi olabilir. Sanal gerçeklik üzerine yazılmış çok fazla roman yok. Hele popüler, hiç yok bildiğim kadarıyla. Her neyse. Ama ben sırf yazarın aklına çok güzel bir fikir gelmiş diye kitabı sevemem, ne yazık ki. Fikir güzel ama yazamamış, olmamış. Hakikaten olmamış.

    Bence kitapla ilgili en önemli sorunlardan birisi yazarın mübalağa sanatını çok fazla kullanması olmuş. Mesela oyunu ele alalım: Warcross. Sekiz yıldır falan milyonlarca insanın oynadığı, sevdiği, bağımlısı olduğu ve bugüne kadar hiçbir siber saldırı ya da aksaklığa maruz kalmamış bir başyapıt. Ve kızın birisi hazırlık oyununa, yarım milyar insanın izlediği bir oyuna “Dur bakayım, hackleniyor mu? Kodu yazdım. Ahanda oldu. İçerde-ma!” diyor. Ne? Bu oyun nasıl ayakta kaldı arkadaş? Sanal çağın yaşandığı bir dönemdeyiz, sekiz yıldır bir akıl sahibi hacker bile kodu yazamadı mı? Elin kızı oyundaki bu saçma sapan açığı nasıl buldu? Bakın o da bir saçmalık. Emika Chen. 18 yaşında, iki yıl bilgisayar ve altı ay internet yasağı ile yaşamış fakir bir genç. Elindeki telefonun ekranını bile zor açıyor, düşünün bilgisayarı ne haldedir. Elektrik faturasını nasıl ödediğini bile bilmiyoruz, kızımızın yiyecek yemeği yok. Aslında dâhi bir hacker. İstese kendini kurtaracak kadar para kazanabilirmiş. Çoğu kişide olmayan beceri bende var, Dark Web kullanırım kimsenin ruhu bile duymaz falan diyor bir yerde. İstesem yaparım diyor. Defalarca pavyonda çalışacak seviyeye düştüğünü söylüyor ama kendini kurtaracak bir hırsızlık yapmayı reddediyor. Derken aniden, hiçbir hazırlık ve plan yapmadan, Warcross oyununa bağlanıyor ve şurada bir açık bulmuştum aslında, başka da açık yok aslında, bir tek bu aslında. Güçlendiriciyi çalsam ve satsam ne olur ki? Evet, dur bir deneyeyim diyor ve çalıyor. Azıcık düşünen birisi ön hazırlık falan yapar, plan yapar, açığa çıkma ihtimalini düşünür falan ama nerede o kafa? O yetmiyor, bu imkansızlıklar içinde kızımız harika bir Warcross oyuncusu olduğunu iddia ediyor. Harika güvenlik kalkanları var sanal dünyasında. Ama kitabın sonunda aslında hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Aaa, meğerse takip edilmişim. Aa, meğerse güvenlik kalkanlarımı aşmış. Aa, benden iyiymiş, Aa, Aa, AA. Warcross oynarken görün hele. Yani nasıl bir deha, nasıl. Direğin altına dinamit koydum, patladı ve koştum. VAY ARKADAŞ! VAY! Böyle oyun görülmedi. Yeminle Temple Run falan daha iyi. Yani o çok iyi olarak anlatılan kız da fos bro, fos fos fos. Dese ki normal bir insan evladıyım, kendi çapımda hackerlık yapıyorum, hackliyorum oluyor klasksdkds biz de sinir olmayalım. Bazı yerler var kafamı duvara vurmak istedim. Adam kızı parasını verip işe almış, güvenlik durumları falan. Kız bilgi alıyor, haber alıyor ve şöyle diyor: Neyse ya bu o kadar da önemli bir şey değil, ona söylemeyeyim. Akşamında gözünü hastanede açıyor. Daha yüzlerce detay söyleyebilirim size kadın karakter hakkında. Verilmek istenen ve verilen farkı şu: Hayaller / Hayatlar. İnanılmaz yüzeysel, detaysız, altı boş bir kadın karakter. O kadar ki nefret bile edemiyor insan. Direkt yok benim için. Önemli biri değil gibi.

    Bahsi geçen oyun da fos ki çok az anlatılıyor zaten. Yani korkaklık mı desem, yazamama mı desem bilemedim. Sen sanal oyun kitabı yaz ve kitapta oyun hariç her şeyi anlat. Bir dâhi -Hideo Video, ona da geleceğim- nörolink diye bir şey bulmuş. Gözlüğü takıyorsun ve hop Warcross. Burada sevgili @miyopastronot’tan alıntı yapmak istiyorum: “Neymiș şehire senkronize edilmiș oyun. Odasında yaptığı şeyler puan kazandırıyormuș. Kupon avcısı sanırsın beleşçiliğe bak. TOKYOYA HOȘ GELDINIZ +20 PUAN. SİFONU ÇEKTİNİZ +3 PUAN. YEMEĞİN YANINDA YEDİĞİNİZ KAÇINCI DİLİM LAN O? 9 PUAN GERİ ALIYORUM. İlk zaman çatır çatır kazanıyordun puanları, sonra niye unutuldu? Biz okurlar kaçın kurasıyız be, yer miyiz bunları? Bin tane yere girip çıktı niye işlemedi puanlar, anca göz boyama.”
    Vay oyun savaş oyunuymuş. Ölüp ölüp diriliyorsun, no problem. Önemli olan elindeki bir taşmış, onu alana kadar catch me if you canmiş. Vay mimar varmış, sanal evreni zekasını kullanarak oyun için uyarlayabiliyormuş. Kızımızın zekasını örnekleyelim: Dur şu ipi atıp ejderhanı nasıl eğitirsin yapayım. Vay, evreni senin gibi düzenleyen görülmedi gülüm. Yılın mimarı ödülü kime? Tabii ki Chen. Benim için resmen “çen oyun mu oynuyorsun bakayım çen”. Ve oyunları adam gibi anlatmıyor yazar. Gözlüğü taktım, koştum, atladım, zıpladım, dinamit patlattım ve öldüler, kazandık. Helal be, olsa da oynasak. Mario bile daha iyiydi sanki. NEYSE.

    Gelelim Hideo Tanaka’ya. Ben ona Video diyorum. Bilin bakalım o ne? O da dâhi. Acaba yazar bağlaç olan dahi mi kullandı diye düşünmedim değil okurken. Arkadaşlar, dâhi cidden başka bir olaydır. Keşke bir iki makale okusaymış da biz de bol dâhili, abartılı kitabımızı okuyup göz devirmeseymişiz. Bakın şimdi adam nörolink diye bir şey yapmış. Beyinden ilham almış. Detaylar için lütfen warcross kitabına başvurmayınız. Çocuk yazmış, olmuş işte, niye merak ediyorsunuz detayları? Neyse, gözlüğü takıyorsun ve sanal dünyadasın. Hayallerini sanal dünyanda, kendi haline gerçekleştirebiliyorsun. (Bahsetmedim ama Matrix göndermesi 800 bin detaydan biri falan bu yalnızca) Öyle güzel yapmış ki sanal dünyada gibi hissetmiyorsun, sana göre gerçek gibi her şey. Oyunu yapmış, sekiz yıl hiç tökezlememiş. Emrinde bir sürü profesyonel hacker, oyun kurucu, planlayıcı, yardımcı vs. var. Kimsenin bilmediği bir şifreleme ve hackleme küpü gibi bir zıkkımı var. Oyunu sürekli kontrol ediyor. Güvenlik kalkanları falan var. Kızın biri de hackledim, ahanda oldu; diyerek sisteme girip seni dünyaya rezil rüsva ediyor. Hayır, kimse buna takılmıyor eyvallah bro. Yarım milyar insanın hepsi de iyi niyetli çıktı, tebrikler. Ama nedir bu müsrif oğul evine döndü tavırları? Vay özel jet, vay kral dairesi, vay ayağına masaj yapayım, vay puanlar sana be güzelim modları. Ya hırlı mı hırsız mı? Şeytan mı hain mi? Kıza ne sebeple güvendin de peşinde koşuyorsun?
    -Alo, Tokyo’ya gel.
    +Tamam.
    -İşe alındın.
    Detaylar o kadar saçma ki yazar kendisi de araya giriyor. “Hideo daha önce kimseyi bu kadar çabuk işe almamıştı. Hideo daha önce kimseye böyle bakmamıştı. Böyle dememişti. Böyle konuşmamıştı.” Konuşma dediği de şey: Hoş geldiniz bayan çen, bizimle çalışmak ister misiniz falan. Hani bir şey anlatmıyor. O kadar anlattığı karaktere uymayan hareketler ki olayı ilk görüşte aşk, böyle başladı; adı üstünde yıldırım aşkına çevirdik. Gördü ve âşık oldu. Hackleme gibi aynı değil mi? Ne kadar romantik. Ay kalp kalp kalp. Daha neler neler var da Allah biliyor yıldım. Hayaller / Hayatlar olayı burada da çok fazla vurgulanıyor.

    Sonra zaten Yeşilçam’a bağladık. Kitabın yarısında sakın ha şöyle şeyler yapayım deme Marie, bu kadarı da fazla dediği ne varsa kitabımızın sonundaydı. Kendimi sağa sola falan atmak istedim. Ve çok kötü mesajlar vererek, ben aslında sizin süperegonuzum falan modlarında bir sonla, gerçekten bir saçmalık silsilesi olarak sona erdi. En büyük merakım da şey kitaba dair; bundan sonra sakın şöyle olmasın dediğim onlarca saçmalıktan hangisi acaba ikinci kitapta olacak? Cidden, cidden merak ediyorum. Çünkü o son... Yani ne desem bilemiyorum.

    Turda okuduğumuz en kötü kitaplardan biriydi benim için. Verdiğim paranın her kuruşuna, tüm kalbimle acıdım. Bari pdf olarak okusaydım, neden aldım diye çok düşündüm. Henüz bir cevabı yok. Ne yazık ki ben sevmedim, eller alsın diyor ve tavsiye etmiyorum. Yani nasıl sevmediysem yorum bile tam istediğim gibi olmadı ama siz mesajı aldınız bence. Tabii sevenlerin yorumlarına da göz atın derim zira bildiğim kadarı ile Kimra, Sinem ve benden başka sevmeyen biri yok, şaka değil. Sevgiler.
  • "Kitap en iyi arkadaştır," gibi bir kamu spotuyla başlamak istemem. Ben kendi adıma beni olduğum gibi kabul edecek, benimle iyi geçinecek kitaplardan ziyade, benimle kavga edecek, önyargı ve alışkanlıklarıma karşı savaş açacak, boyutlarımı, zihnimin sınırlarını genişletecek kitapları tercih ettim, onları sevdim. Kitap hep kötü arkadaş oldu bana. Dilerim sana da aynısı olur.
  • Arkadaş
    Arkadaş, sizin hoşlanmadığınız kimselerden hoşlanmayan bir insandır.
    Anonim

    Gerçek bir arkadaş, iki gövdede yaşayan bir ruhtur.
    Aristo

    Arkadaşlık,her zaman gölge veren bir ağaçtır.
    Coleidge

    Ana babalarımız tesadüfle,arkadaşlarımız seçimle kazanılır.
    Delille

    En iyi arkadaşlarımız hayvanlardır ; ne soru sorarlar, ne de kusur bulurlar.
    George Eliot

    Arkadaşlar kavun gibidir. Neden mi? Bir tane iyisini bulmak için yüzlercesini yoklarsınız da ondan...
    Claude Mernet

    Dünyada en büyük yoksulluk arkadaşsız kalmaktır.
    A de Musset

    Arkadaşınızın evinize sık sık gidin, çünkü kullanılmayan yolu çalılar bürür.
    EMERSON

    Arkadaş, insanın kendisine verdiği hediyedir.
    STEVENSON

    Hayat, arkadaşlıktan daha büyük bir hediye vermez.
    VOLTAİRE

    Kusursuz arkadaş arayan, dostluktan elini çeksin.
    S.De SACY
  • ~~¥€®L! J£A/|/' ~~ diyorlar. "Freedom' un tabiriyle...

    Vay arkadaş (:

    Nerden ne anlatayım bilemedim ama... Duygudan, bilgiden, araştırmadan, didaktik kaleminden öğretiler taşıp içimize akan bir eserden bahsediyoruz...
    Ahmet Ümit benim için neden diğerlerinden küçük bir farkla ayrılır... Çünkü yazıyor olmuş olmak için değil; , yazarken öğrenen aynı zaman da öğrenen bir yazar... Her şeyi bildiğini iddaa eden değil, anlatınca hatırlayan değil... Yazarken öğrenen bir yazar... Bundan gocunmuyor... En sevdiğim yanlarından biri...

    Kitapta Mevlevilik ile ilgili (hani şu Tebriz-i Şems -Mevlana' nın ilahi huşuya birlikte vardıkları ve bazen spekülatif dedikodularla ilgili) gayet açıklayıcı bilgiler yer alıyor.

    Anadolu' nun folklorik özelliklerinden tutun da her kitabında gördüğümüz tarih, arkeoloji, mistisizm dokularıyla da kitabı zenginleştirmiş. Baş karakterin İngiltere' de büyüyüp Türkiye ye gelince yaşadığı kültürel şok bu kadar iyi hissettirilirdi zaten. Başkasının gözünden Türkü çok başarılı bir şekilde işlemiş üstad.

    Akıcı, sade, anlatırken dinlendiren üslubuyla da hiç bir kitabını ön plana ya da geri plana atamamamın sebebî başarısı tabi ki Ahmet Ümit' e ait.

    Alkışlıyoruz...

    Bab-ı Esrar; seni seviyorum...

    ~~ Keyifle okuyunuz~~
    ~~Kitapla kalın~~
  • Neden insanlar cinsiyetsizce yaklaşamazlar birbirlerine ?yada bi kadın ve bir erkek sadece arkadaş olup sohbet edemez mi ? Ya da bi kadının yada erkeğin iyi niyet gösterisi olarak cevap vermesini karşı taraf hemen flört olarak algılar. Nedir bu insanlarda ki ben duygusu? Saçma sapan sanal ortamlardan kaçıp , en azından birbirimize değer katacağımız bir alan yaratmaya çalışırken,sadece tanışma sitesi gibi kullanan tüm şahıslara söylemek istiyorum;lütfen az ötede oynayın....😡Şunu da belirtmek isterim ki taciz boyutuna gelen her türlü mesajı engel ve şikayet harici ifşa etmek gerekecek galiba ...
  • Bir insanı yanında uşak gibi kullandıracak her işten sakın! İnsanoğlu birbirinin uşağı değildir, olamıyor. Sen o uşak gibi gözükene bakma! Ben en köpek ruhlu insanın birdenbire köpürdüğünü, menfaatim ayaklar altına aldığını gözümle görmüşümdür. Hem bizim yaradılışımızdaki insanlar birbirine sevgi için doğmuştur. Sana demiyorum ki bir su kıyısında bir elli, yüz dönümlük arazi alma! Bir de iyi arkadaş bul yanma. Harmanını köylülerle beraber yap. Bir gün o harmanda sen çalışırsın, ertesi gün, öteki köylünün harmanına gidersin. Şimdi köylüler böyle yapıyorlar, biliyor musun? Ne hoş şey! Ha, değil mi?
  • Emir(12) ve Hasan(11) Afganistan'ın sakin dönemlerinde doğan, farklı hayat tarzlarına ve etnik kökenlere sahip olan çocuklardı. Kabilce hatrı sayılır Peştun bir aileye mensup olan Emir'in aksine, Hasan bu aileye yardım etmekle yükümlü olan Hazara Ali'nin oğluydu. Tıpkı Baba ve Ali gibi, Emir ve Hasan da birlikte büyümüş hatta aynı memeden süt emmişlerdi ancak bu aralarındaki uçurumun kapanmasına yardımcı olmamıştı. Üstelik sakin günlerin yerini kısa süre içinde savaşlar, işgaller,  ölümler ve açlık alacaktı.

    Emir, çevresindeki birçok çocuğun aksine okumayı seven ve kavgadan uzak durmayı tercih eden bir çocuktu. Annesini doğarken kaybeden Emir için Baba'nın dikkatini çekmek ayrı bir önem taşımaktaydı. Ancak bu hiç de kolay değildi. Baba'nın beklediği üzere kendini akranlarının saldırılarından yüreklice koruyamıyor, futbol ile ise hiç ilgilenmiyordu. Bütün bunların yanısıra geriye tek bir seçenek kalıyordu: uçurtma yarışını kazanmak. Bunun için elbette Vezir Ekber Han'ın bir numaralı uçurtma avcısı olan Hasan'a ihtiyaç duyacak ve belki de ömrü boyunca ödeyemeyeceği bir borcun altına girecekti.

     Hasan cesur, sadık ve güvenilir bir çocuktu. Emir'i nice dövüşlerden korumuş, onun sözünden dışarı çıkmamıştı. Gerek babasının sağlık sorunları gerekse Hazara olması nedeniyle birçok kez alay konusu olmuş, bütün bunlara kulak asmayıp sakinliğini korumuş, yeri geldiğinde ise sapanıyla düşmanlarının canına okumayı başarmıştı. Hasan ile Emir arasındaki bağ öyle kuvvetliydi ki Hasan hiç düşünmeden onun için canını verebilirdi. Nitekim o kış sonu yapılan uçurtma yarışında da bunu Emir'e ispat edecekti. 

    Uçurtma yarışı ile başlayan kitap yine bir uçurtma yarışıyla son buluyor. Olayları çoğu zaman önceden tahmin edebilsek de bunun bir önemi yok çünkü yazar olaylardan çok hissedilen duygular üzerinde durmakta. Kitaptaki kimi olayların ilerleyen bölümlerde farklı şekilde yeniden gündeme gelmesi etkileyiciydi. Uçurtma Avcısı'nın satır aralarına saklanmış bazı sözler, anlamlar, olaylar ve duygular sizi gerçekten etkileyecek. Bu kitap size en büyük günahın hırsızlık olduğunu öğretecek ve tabi bir de yeniden iyi biri olmanın mümkün olduğunu.

    Bu kitap dostluğun, kardeşliğin, yalanların, ihanetin, sadakatin, cesaretin, korkunun, acının ve açlığın tam ortasında.

    Kitapta günümüzde kaybedilmiş çoğu duyguyu görmek mümkün. Eğer siz de henüz okumadıysanız bir an önce okuyun derim. 

    Kitabı okuyup çok begenince bir de filmini Izleyeyim demiştim. Ama izleyince buyuk bir hayal kırıklığı yaşadım. Bu kadar mükemmel bir kitabı nasil berbat ettiklerini görünce hüsrana uğradım desem yeridir. Yok arkadaş yapmasinlar. Kitapları filme uyarlamasinlar. Bıraksınlar da kitaplar bizim hayallerimizdeki kadar güzel kalsınlar...