Fark etmesek bile evliliğin ilk günlerinde atılan filizler, ömrümüzün temelini oluştururmuş. Kadına ne kadar sevgi ve şefkat ekersek, kadın da o denli besleyip önümüze sunarmış..
Allah’ı tanımak… Ne kadar korkutucu derecede samimi, aynı zamanda sıcacık bir sözdü. O’nu tam anlamıyla tanımak kimsenin harcı değildi. Ama O’nu tanımak için yola çıkmak, insan için en yüksek basamaklardan biriydi. Selnur tırmandıkça hevesleniyordu. O’nu tanıdıkça kendini unutuyordu. Kendini tanıyordu ve bu, O’na daha çok yaklaşmasına sebep oluyordu.
Hüznün en güzel yanı buydu işte: Düşünceleri hep O’na çıkıyordu. Peki, mutlulukların sonu da O’na çıkıyor muydu?
Özlemek yıkıcıydı; kâbus gibi üstüne çöktüğünde, özlenen kişi dokunmadıkça, sarılmadıkça, ses vermedikçe acısı geçmiyordu. Özlemek kelimelerde kalmıyordu. Şairlerin anlattığı gibi afili bir yanı da yoktu. “Kavuşmak varsa, özlem güzeldir.” sözlerini anımsadı da alayla gülümsedi. O an için kollarında tutamıyorsan, sonrası önemsizdi. O an yıkıldığında, gelecek fikri bile seni toparlayamıyordu.