Seyfi Teoman, 2011 yılında Barış Bıçakçı'nın bu romanını aynı isimle filme uyarlamıştı. O filmi izlediğim için bu roman da aklımda kaldı. Romanını da okumak istedim, sonra filmini de yeniden izledim. Romanda da, filmin de kendi arasında farklar var tabii.
Öncelikli olarak Barış Bıçakçı'nın romanında Ender, Çetin'e bir şeyler anlatır gibi, bir mektup yazar gibi akıp gidiyor. Ender, çok sevdiği arkadaşı Çetin'le birlikte Nihal isimli genç bir kıza aşık olur. Bu aşamaya geçmeden önce Nihal, ailesini kaybeder ve abisi Fikret, iki yıl boyunca Nihal'i, Ender ile Çetin'e emanet eder. İki arkadaş da, Nihal'e aşık olur. İki arkadaş da ilgisini belli etmemeye çalışır ama içlerinden biri belli edince de, hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
Bir yandan Ender ile Çetin'in, Nihal'e olan ilgisi anlatılırken; bir yandan da Nihal'in karakter gelişimi söz konusu. Bütün bunlar da dümdüz bir akış içerisinde verilmiyor. Nihal'in mezun olacağı iki yıllık süreç anlatılıyor ama uzun uzun diyaloglarla değil, Ender'in iç hesaplaşması şeklinde, diyaloglara kaçmadan aktarılıyor. Zamanın nasıl akıp gittiği de, olayların akışına göre kendisini gösteriyor.
Filme gelecek olursak: Romanı okuduktan sonra Seyfi Teoman'ın filmi izlenebilir. İkisi birlikte okunup izlendiğinde keyif alınabilir. Film anlatmaya değil, göstermeye bağlı olduğu için eksikleri de söz konusu ama romanla birlikte olunca o boşluklar da doluyor. Çaresizliğin de iki dostu birleştirdiği bu roman, okunası, iyi bir roman ve film de izlenesi, iyi bir film.