• Dünya, bugün, Hannover 2011 Fuarı'nda Almanların ortaya attığı Endüstri 4,0 deyimiyle tanımlanan yeni bir sanayi devrimini konuşuyor.
  • Siteye dergilerle ilgili profil vs. gibi yenlikler geldikten sonra artan ilgim sonucu fark ettiğim bir dergi. Yine de doğrudan almadım. Kitapçıdan National Geographic Türkiye alacaktım 14 lira olduğunu görünce 7 lira olan bu dergi daha cazip geldi. Tabi kapağındaki Mars konusu da etkili. Son zamanlar Barış Özcan abimiz sağolsun, bilim ve teknolojiye ilgim arttı. O yüzden böyle bir dergi arıyordum. Aradığımı buldum mu pek söylenemez. Yani şöyle dergi 100 sayfa çok faydalı yazılar var. Mars konusu hoşuma gitti yine endüstri 4.0 yani 4. sanayi devrimi başlıklı bir dizi vardı çok hoşuma gitti ve bilgilendim. Ama çoğu yazı da pek ilgimi çekmedi. O yüzden bilim teknoloji dergisi arayışım devam edecek eğer daha iyisini bulamazsam Popular Science'ye geri dönerim yine. Sonuçta bu da kötü değil.
  • Endüstri 4.0 ya da 4. Sanayi Devrimi terimi ilk defa 2011 yılında Almanya'da Hannover Fuarında ortaya atıldı.
  • -ÖZET VE SPOİLER İÇERİR
    Öncelikle kitabı okusam anlar mıyım, sonuçta iktisadi terimler olacak diye düşünen varsa hiç tereddüt etmeden kitabı okumaya başlayabilir. Mahfi Hoca yine sade bir dille hem ekonomik hem sosyal hem de siyasi analizler yapmış. Salt ekonomi kitabı değil.

    Mahfi Eğilmez'i biraz Keynesçi gördüm sanki :) Neoklasik yaklaşımın da özellikle analiz yapmaktan ziyade kapitalizmi yaymak için propaganda aracına dönüştüğünü söylüyor. Hep soruluyor ya hani: Nedir bu yapısal reformlar? İşte bunun cevabı bu kitapta. Ayrıca son 16 senede AKP'nin hem doğrularını hem hatalarını sayısal verilerle ortaya koymuş üstat.

    Dünyadaki iktisadi olumsuzlukları genel olarak denetlenemeyen liberalizme bağlamış kitap. Yani ''görünmez elin'' aslında piyasayı dengeye getirmediğini, bunu 1929 Krizi ile farkeden dünyanın süreci toparladığını fakat sistem eskiye yani başıboş bırakılan kapitalizme dönünce tekrar krizlerin çıktığını ama büyüme şatafatıyla bunun göz ardı edildiğini söylemiş. Dünyadaki sistem kapitalizm olabilir ama bu ne ahbap çavuş kapitalizmi olsun ne de acımasız ve her şeyin görgüsüzce paraya çevrildiği, insani değerlerimizi yitirmemize sebep olan kapitalizm olsun ana teması var.

    Kitabın ilk bölümü ''Değişim'' başlıklı. Paradigmadan ve paradigma değişikliklerinden bahsediyor. Buna göre Türkiye hep ABD ve Avrupa ile iyi ilişkiler yaşarken 1991 yılında SSCB'nin yıkılmasıyla oradaki Türk Cumhuriyetleri ile de yakın ilişkiler kurmaya ve Orta Asya'ya açılmaya başladı. 2000'lerden sonra da yönümüz bu kez Orta Doğu oldu. Yani bu alandaki geçerli modelimiz (paradigmamız) değişmişti. Yurtta sulh cihanda sulh fikri Ortadoğu'da oyuna dahil olma ile yer değiştiriyordu. Paradigma sadece ülkede değil dünyada da değişiyordu. Önceden en ufak belirsizlikte sermayedarlar paralarını o ülkeden çekerken artık bunca olay yaşanmasına rağmen bir ülkenin ekonomisi eskisi kadar kırılgan olmayabiliyor. Çünkü sermaye serbestliği var artık, böylece o kişi o ülkeden çıkmak için son ana kadar bekliyor ve olaylar da genellikle o zamana kadar yatışmış oluyor.Diğer etken ise likidite fazlası. Bu kadar bol para olduğu için sorunların daha çok olduğu gelişmekte olan ülkelerdeki görece yüksek faiz, bu ülkelerde risk alabilmeyi artırdı.

    2. bölüm ise ''20. Yüzyılın Öncesi ve Sonrası'' Buna göre 30 Yıl Savaşları ve sonrasında imzalanan Vestfalya Antlaşması ile ulus devletlerin ve laikliğin temelleri atıldı. Ümmetçi politika izleyen ve Avrupa'daki Rönesans benzerini uygulayamayan Osmanlı ise çağın gerisinde kaldı. Buna bir de dinsel eğitimin yaygınlaşıp bilimsel eğitimin gerilemesi eklenince Sanayi Devrimi yapan Avrupa'nın gerisinde bir Osmanlı oluştu.

    Yine bu bölümde dünya tarihini etkileyen kapitalist krizlerden bahsedilmiş:
    1873-1896 arası: Uzun depresyon. Nitekim 1.Dünya Savaşı'na neden oldu.
    Sebepleri: Viyana Borsası'nın çöküşü, Fransa'nın Almanya'ya ödediği büyük tazminat, ABD'nin izlediği sıkı para politikası ve altının kıtlığı. Merkantilizmden sanayi kapitalizme geçişin sancıları etkili oldu.
    1929: Büyük Bunalım. Bu da 2. Dünya Savaşı'na neden oldu. Sebepleri ise ABD'nin üretimimin az sayıda holdinge bağlanması, bankaların denetlenmemesi ve görünmez el prensibinin geçerliliğini yitirmesi. Ticaret serbestliği ve finansal kapitalizme geçişin sancısı hissedildi.

    Hatta Almanya 1. Dünya Savaşı sonrasında öyle ağır bir tazminat ödemek durumunda kalıyor ki bu borçlar içinde şuurunu yitiren Alman halkı Adolf Hitler gibi bir belayı tarih sahnesine çıkarıyor. Hatta bunu ön gören Keynes Versay Antlaşması'nı terk ediyor. Kısacası Hitler'i bile ortaya çıkaran dolaylı yoldan da olsa kapitalistlerin bitmek bilmeyen kazanma arzusu.

    3.Bölüm ''21. Yüzyılın Getirdikleri'' ise küreselleşmeyi anlatıyor. Buna göre küreselleşme bir özgürlük, büyüme ve refah getirse de bu zamanla büyük bir kazanç arzusu ve buna bağlı bir ahlaksız kazanç olgusunu getirdi. Neticede ardı arkası gelmeyen krediler ile emlak balonu ortaya çıkarken 2008 Krizi meydana geldi. Bu krizin de asıl sebebi küreselleşmenin sancıları. Her radikal değişiklik krize ortam hazırlayabiliyor. Mal, emek ve sermaye önceden hareketli değilken artık emek hariç hareketli ve küresel dünya var.

    İşte Türkiye de 1994 ve 2001'de ciddi krizler yaşasa da özellikle 2001'de bankacılık alanında yapısal reformlar yaparak bu durumdan çıkabildi. 2008'de ise krizden sonra reform yapamadık ve bu durum iyiye giden rakamları tersine çevirdi. O zaman ilk yapısal reform kurumlarla yönelik reform. Özellikle AB ile ilişkilerin iyi olduğu ve tam üyelik anlaşmasının yapıldığı 2004'ten sonra iyiye giden tablo tersine çevrilmiş görünüyor. Bunun önemli sebeplerinden birisi de ahbap çavuş kapitalizmi ve ahbap çavuş demokrasisi. Yani siyasal iktidara yakın olanların diğerlerine göre avantajlı olduğu sistem. İşte bunu engellemenin yolu iyi bir hukuk sistemi. Bunu yapamadığımızda ortaya pek de yatırım yapılamayacak bir ülke çıkıyor. Demek ki 2. yapısal reform: Hukukun üstünlüğü.

    Küreselleşme de 4 aşamadan oluştu deniyor: Savaşların küreselleşmesi, ekonominin küreselleşmesi, Batı tarzının küreselleşmesi ve krizlerin küreselleşmesi. Artık krizler de küreselleştiğine göre bu durum küresel kapitalizmin sonunu da getirebilir diyor Mahfi Eğilmez. Çünkü önceden en azından sisteme dahil olamayan ülkeler eliyle krizden çıkılabiliyordu.

    Venezuela'nın durumu da ele alınmış. Buna göre ekonomik göstergeleri bir ara fena gitmeyen Venezuela'nın şu an dibe vurmasının sebepleri olarak kötü yönetim, Hollanda Hastalığı (paranın aşırı değerli olmasının ülkeyi kötü duruma getirmesi), ABD'nin uygulamaları olarak göstermiş ama eklemiş. En azından onların petrolü var. Kötü yönetim veya denetlenemeyen iktidar olmaması için 3. yapısal reform siyasi reform olmalı.

    Yine dünya ile ilgili önemli tespitte daha bulunuyor: Trump korumacı bir politika izlerken eski sosyalist ülke Çin küreselleşmenin yeni aktörü olabilir çünkü Davos'ta Çin başkanı bunu ifade etti diyor. Yani roller değişiyor.

    4. bölüm: ''Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne'' Burada ise adeta tarih dersi verilmiş. 1897'de Osmanlı'da okuma yazma bilenler %10 hatta sadece adını yazanları da çıkarırsak %5.

    Osmanlı'nın belini bükenler ise kapitülasyonlar. 1365'te başlayan ve Lozan'a kadar süren baş belası. Sürekli alınan dış borçlar ve borcu borçla kapatma sevdası da dahil olunca işler iyi gitmiyor. Kapitülasyonlar neticesinde yerli üretici büyük darbe alıyor ve Osmanlı kendi sanayi ve ticaret burjuvazisini oluşturamıyor. Oluşturamayınca da esnaf burjuvazisi oluşuyor. Esnaflıkta ''eti senin, kemiği benim'' anlayışı ile dar alanda dar bir çevre ile ilerleyen meslek yüzünden daha muhafazakar bir toplum oluşuyor.

    1881'de kurulan Duyun-i Umumiye ile ekonomik ve siyasi bağımsızlığını tamamen kaybeden Anadolu halkını, 1881 yılında doğacak Mustafa Kemal'in bağımsızlığa kavuşturacak olması da ilgi çekici.

    Osmanlı'yı yıkıma sürükleyen yap-işlet-devret modelini bugün hala uyguluyor olmamız da tarihten ders almadığımızı gösteriyor.

    5.bölüm: ''Türkiye'deki Değişimin Sosyoekonomik Analizi'' burada asıl ele alınan ise kırdan kente göç ve kaçak yapılar. elinde tapusuz yapı olan halk yaşadığı yerde geçici olduğunu düşünüyor, orayı güzelleştirmeye çalışmıyor. Bir yerde şehirli olabilmek için de tam 3 kuşak orada kalmak gerekiyor. Bu göçlerin arttığı dönemlere bakarsak henüz tam olarak şehirleşemedik.

    PİSA sonuçları: Fen liseleri ve sosyal bilimler liseleri OECD ortalamasının üzerinde ama biz buralara önem vermek yerine imam hatipler açıyoruz. O zaman 4.yapısal reform eğitim olmalı. Çok ders çalışsa da öğrenciler başarısız. Çünkü özgür düşünce ortamı kısıtlı. 5. yapısal reform da bu ortamı sağlamak.

    6. ve son bölüm: ''Geleceğe Bakış''
    Endüstri 4.0 kaçmasın, makine ve robot gibi araçları veya onları çalıştıran programları yapmak yerine bunları satın alalım önerisi var. Ayrıca MB ve TÜİK'in bağımsızlığı, sosyal güvenlik ve sağlık reformu, reel sektör ve bankacılık reformundan bahsediliyor.

    AKP iktidarı ile ilgili de veriler var.
    1-GSYH 4 kat artmış fakat kendi skalasındaki ülkelerin ortalamalarının az da olsa altında kalmış. Özellikle Güney Kore'nin atılımını yapamayıp inşaata dayalı büyümeyi seçtik.
    2-Kişi başı gelirde ise orta gelir tuzağı var. 2008'e kadar olan tablo kötüye gidiyor.
    3-Büyüme var ama istikrarsız ilerliyor ve cari açık ile büyüme durumu var.
    4-Enflasyon ise AKP'nin en büyük başarısı. çift hanelerden en azından son dönem haricinde hep tek haneli ilerleyen enflasyon.
    5-İşsizlik ise en büyük başarısızlıklarından.
    6-Diğer başarısı kamu borç yükünün azaltılması. Bütçe dengesi sağlanmış
    7-Cari açık çok fazla. GSYH İçindeki payı 10 kattan fazla artmış.
  • Kitaptaki kültürel değişim bölümünde insanların bir genellemeyle gruplara ayrılması ve bazı sosyal durumların gözardı edilmesi (Örneğin 2002' ye kadar hor görülen aşağılanan yazarın esnaf dediği kesim, yazarın üslubuyla en az üç kuşaktır büyük şehirlerde yaşayan kent soyluların oluşturduğu hukukta, kültürel eylem alanında, eğitimde çeşitli zorluklarla karşılaştı. Evet kendilerinde "aitlik" olgusu oluşmadı; Bunun sebepleri arasında bana göre en başta kent soylu gibi görünen ancak düşünce özgürlüğü ve adaleti sadece kendi grupların hakkı olarak gören insanların da etkisi var.
    Garip ama şimdi de tam tersi olarak karşımıza çıkıyor bu olay)
    Tabi ki yazar bir ekonomist olduğundan ve ekonomi hakkındaki söylemleri son derece yerinde.
    Endüstri 4.0'a değinilmesi gerçekten çok etkili oldu.
    Birçok siyasinin ekonomi alanındaki argümanları çok net bir şekilde çürütülmüş. Tabi ki siyasetle ilişiği olmadan ve ekonomik analiz yaparken tablolardan genel çıkarımlar yaparak bunu bize gösteriyor veyahut düşünmemizi sağlıyor.
    Yazarın kullandığı bir cümle var: Türkiye iki kez treni kaçırdı.
    Bende bu cümleye bu kitabı okuduktan sonra ufak bir şey eklemek isterim;
    Artık o tren gelmeyecek gibi; bizim yapacağımız değişimlerle bir şekilde o treni yakalamamız ve reformlarla o trene binmemiz gerekiyor.
    Özetle; Kitaplığınızın bir köşesine atılmayacak kadar değerli görüşler içeriyor. Ben kitaba başlarken bir yandan da notlar almaya başlamıştım ve gerçekten tekrar edilmesi gereken bilgiler ortaya çıktı.
    Mahfi hocama; bu değerli eser için teşekkürü bir borç bilirim.
  • Endüstri 1.0 >> Makine Devrimi
    Endüstri 2.0 >> Elektrik Devrimi
    Endüstri 3.0 >> Bilgisayar Devrimi
    Endüstri 4.0 >> Yazılım Devrimi
  • Gelecekte bizi neler bekliyor ve bu değişime nasıl ayak uydurmalıyız? Teknoloji bir çok alanda insanın yerini alacak. Şirketlerin yönetim kurullarında belki de karar verici yapay zeka ya sahip robotlar bulunacak. Tıp alanından Finans sektörüne sanayi den imalat sektörüne bir çok alanda belkide istihdam daralacak. Mevcut çalışmalar zaten bu gelişmelerin çok da uzak olmayan bir zamanda gerçekleşeceğini gösteriyor. Herkesin okuması gereken dünyada ki gelişmeleri ortaya koyan değerli bir kitap.