28 Ekim 1910'da II. Abdülhamid konağına çağırdığı doktoruna şehirde kolera vakıasının olup olmadığını, varsa kesinlikle saklamayıp doğrusu ne ise söylenmesini istedi. Doktoru telaş edecek bir şeyin olmadığını evvelden bu hastalığa yakalananların fukara kipti (çingene) ve Yahudi mahallelerinde olduğunu, onlarında uzak yerlere gönderildiğini söyledi. II. Abdülhamid, Sultan Murad ve Abdülaziz zamanlarındaki kolera vukuatlarından bahsettikten sonra sözü canilere getirdi ve: "Bir İngilizce kitabın tercümesini okumuş idim. Çünkü cinayet vakalarına merakım vardır. Tercüme ettirirdim. Nihayetine nazar oluna! O kitapta canilerin ekserisinin başparmağının ucu şahadet parmağının ortadaki boğumunu geçiyor, uzun oluyor. Elleri yabani bir hayvan pençesi şeklini alıyor diye görmüş idim. Merak bu ya, o zaman emrettim. Hapishanede ne kadar kanlı katil varsa hepsinin fotoğraflarını aldırdım. Gerçekten de başparmak hemen hepsinde uzun idi. Hem de her şeyi benziyor. Lakin eller her şahısta başka şekilde oluyor. Birbirine benzemiyor. Avrupa'da bundan istifade canilerin resimlerinden tatbik ile suç işleyenleri yakalıyorlar." dedi.