Sonuçta insan canının hayvan canına kıyasla değerli oluşunun sebebi insanın daha zeki oluşuydu. Böylece hayvanları rahatça kesebiliyor fakat insanlara dokunamıyorduk. "Pekâlâ, bir hayvan insan kadar zeki olsa o da insan haklarına sahip olur muydu?" diye geçirdi aklından. "Muhakkak ki olurdu. Artık onu da kesmek bir suç olurdu." diye de ekledi. O halde tam tersi bir durumda, insanın hayvan zekâsına düşmesi durumunda onun da aynı şekilde insan haklarını kaybetmesi gerekmez miydi?
Ama arkamda sevdiklerimi bırakmayacak bir yol olsaydı, örneğin bir tuşa basıp tüm insanlığı yok edebilecek olsaydım o tuşa basardım. Hatta tüm canlılığı yok ederdim. Hayat mutluluktan çok acı ve üzüntülerle dolu çünkü. Şu an biz bunları konuşurken sayısız canlı acı çekiyor. Hepsinin acısını dindirmek isterdim. Var olmak acı demektir. Hissetmek acı demektir. Size dokunursam bunu hissedersiniz. Eğer daha fazla dokunursam acı vermeye başlar. Hissetmek düşük dozda acıyla başlar ve giderek artar. Hareket etmek zorunda olmak, kaslarını çalıştırmak bile bir zorluk, bir acıdır. Bunların hiçbirine gerek yok. Acının en az olduğu an yokluktur. Sonsuz sayıda var olmamış varlık varken, varlık aleminde takılan birkaç canlının olması hiçbir anlam ifade etmiyor. Biz de o yokluk kervanına katılabiliriz."
"Öfkeyi uzun zamandır hissedemiyorum. O duygumu tamamen yitirmiş gibiyim. Bunu hiçbir şeyi değerli bulmamama bağlıyorum. Çünkü insan değer verdiği bir şey tehdit altında olduğunda öfkelenir. Biri seni kandırır, öfkelenirsin. Çünkü kendine değer veriyorsundur. Ben öfkelenmiyorum. Çünkü kendimi değerli bulmuyorum. Birisi paranı, vaktini çalar. Öfkelenirsin. Paraya ve zamana değer veriyorsundur. Ben öfkelenmem. Ben vermiyorum. "