maniera

maniera
@enlightened
buraya bakarlar boxd.it/26iQb
Gitgide yalnızlaşan, içine kapanan, çevresinden soyutlanan, iletişim olanakları daralan bir insanlık var karşımızda. Bu büyük kitle nasılsa kendisine bir yol bulacaktı. İçer­diği bütün soğukluk ve donukluğa karşın (çünkü arzuyla aramızda artık bir ekran var) internet bu kapıyı aralıyor. Böylece içine girdi­ğimiz çağ büyük bir ‘röntgencilik’, büyük bir ‘dikizcilik’ çağına dö­nüşüyor. Çünkü, son kertede internet bize her türlü arzuyu tatmin olanağı sağlasa da bunu sadece görerek yaşama olanağı veriyor. Do­layısıyla, çağımız görselliğin arzuyla olan gizli ilişkisine çok derin bir çentik atıyor, arzunun niçin sadece muhayyileyle ilgili olduğu­nu internet bize bir kez daha anlatıyor.
İnsan ve Toplum
Reklam
Kadını ortadan kaldırmanın, onu toplumsal hayata girmekten uzak tutmanın, onun için hazırlanmış olan ikincil­lik konumunu korumanın en temkinli, en sağlam yolu onun kutsal­lığını dile getirmek, onun analık gibi kutsal görevleri olduğunu söy­lemek, onu ‘yücelik’ bahanesine sarıp sarmalamaktır.
İnsan ve Toplum
Türkiye, bir Ortadoğu kültürü olarak kadından daima korkmuştur. Modernleşme­nin kadını teslim alacağını, onu geleneksel olarak içinde bulundu­ğu kapalı dünyadan çıkaracağını söylemiştir Türkiye’deki erkek egemenliği. Öyle oluncada modernleşmenin ilk metinlerinde mo­dern kadın daima onursuz, ırz korkusundan uzak, etinin baştan çıkarıcılığına karşı koyamayan, daha doğrusu modernitenin aldatıcı­lığına etiyle yanıt veren bir varlıktır. Bu da bir görüntü sorunudur. Çıplaklık ve onu vurgulayan giyim kuşam yöntemi de, ondan kaç­manın bir aracı olan tesettür de son kertede bir görüntü meselesi olarak geliyor önümüze.
İnsan ve Toplum
görme biçimlerinde de böyle bir bölüm vardı
Feminist sinema çalışmalarını başlatan makalesinde, Mulvey, izlemenin, özünde erkek egemen bir eylem olduğunu belirtiyordu. Bir tür rönt­gencilikti izlemek ve dibinde de Freud’un geliştirdiği kuramlar yatıyordu. Röntgencilik, bir özdeşleşme sorunuydu. İnsan izletme ve izleme (teşhircilik/röntgencilik) eylemlerini kendi öznesi üstünden yaşıyordu. Bunları harekete geçiren de elbette arzuydu. Hatta, bir adım ötede, bütün bu olgularla iç içe geçmiş olarak yatan duygu öz­ severlik, yani narsisizmdi. Çünkü, narsisizm aşık olunan fakat asla ulaşılamayan, karşılaşıldığında yitirilen bir aşktı. Sinemada da buna benzer karmaşık bir süreç yaşanıyordu.
İnsan ve Toplum
İnsanları kusma hastalıklarına zorlayan, hayatı onlara zehir eden zayıflık, zayıflama tutkusunun, spor yapma adı altında erkekleri kan, ter ve gözyaşına boğan vücut geliştirme çabalarının tamamı güzel kadına-yakışıklı adama erişebilmek içindir, Antik Yunan’dan bu yana süregelen Rö­nesans estetiğinin canlandırdığı, Batı’nın egemen ideolojisiyle nere­deyse bilinçaltımıza yerleştirdiği altın oranlara dayalı, ideal tipe yöneliktir. Kısacası, doğallık artık söz konusu olmaktan çıkmış, yerini bir aldatmaca almıştır.
İnsan ve Toplum