Feminist sinema çalışmalarını başlatan makalesinde, Mulvey, izlemenin, özünde erkek egemen bir eylem olduğunu belirtiyordu. Bir tür röntgencilikti izlemek ve dibinde de Freud’un geliştirdiği kuramlar yatıyordu. Röntgencilik, bir özdeşleşme sorunuydu. İnsan izletme ve izleme (teşhircilik/röntgencilik) eylemlerini kendi öznesi üstünden yaşıyordu. Bunları harekete geçiren de elbette arzuydu. Hatta, bir adım ötede, bütün bu olgularla iç içe geçmiş olarak yatan duygu öz severlik, yani narsisizmdi. Çünkü, narsisizm aşık olunan fakat asla ulaşılamayan, karşılaşıldığında yitirilen bir aşktı. Sinemada da buna benzer karmaşık bir süreç yaşanıyordu.