Mektubu gönderen kadın bir platonik ama kesinlikle sağlıklı duygular içerisinde değil bence. Hatta onun duygularını, aşık(?) olduğu adama karşı olan teslimiyetini abartı bulduğumu söyleyebilirim. Günümüzün platoniklerine benzeyen yanlarının yanı sıra bu konuda kadın uç noktaymış gibi geldi bana. İnsana iyi ki benn bu kadar takıntılı değilim diye şükrettirecek cinsten.
Öte yandan bence kadın bütün bu olanlar için Tanrı'yı değil kendini suçlamalıydı. Çünkü kendi hayatını kendisi mahvetti bile bile. Anlaşılması güç bir karakter ne kadar kendini anlatırsa anlatsın. Gerçi mektubun çoğu yerinde adamın da onu anlayamayacağını bildiği söylüyor.
Sürükleyici ama karakterlerin hiçbirini sevemediğim nadir kitaplardan biriydi...