• Vatanı kurtarmak ya da şerefimle ölmek için her şeyi alt üst edecegim.
  • Bilir misiniz etrafımızda Enveri tipine benzeyen ne kadar çok insan vardır. Bunlar berikinden daha tehlikelidirler. Çünkü Enveri budalılığıyla ünlüydü. Ötekiler yaradılışça ona benzeyip de akıllı görünenlerdir. Üzerlerindeki yaldızı kazıyınca altından mükemmel birer Ebulfazl Enveri çıkar.

    İşte hep bizim, bütün insanların, felaketimizin temeli budur. Eğer hakikat böyle olmasa dünyada ne bir Napolyon çıkabilirdi ne de kendini Türklüğü ve İslamiyeti kurtarmakla görevli bilen Enver Paşa... Kefenlendirmeden gömdüğü insanların hesabını eğer Cenabıhak soracaksa aman yarabbi!...

    Enver son nefesine kadar kendini pek büyük bir işle müjdelenmiş bildi. Üst üste gelen müthiş başarısızlıkları onun güvenini kırdıramadı. ..İstanbul' dan adli suçlular gibi kuyruğu kıstırıp kaçtı. Hamiyeti onu diğer bir İslam beldesine koşturdu.

    ...Yükselmek, bulutların üzerinde taht kurmak istiyordu...Bu en son makama bir Bolşevik kurşunu onu uçurdu.

    Merhum zannetti ki cihanı yenmek Abdulhamid' i korkutmak kadar kolaydı.
  • Enver Paşa'nın Türkçü ve Turacı çevrelerde sembol haline getirilmesinin asıl sebebi Türkiye'de oynadığı siyasi ve askeri rol değil, hayatının son on ayında Türkistan'da giriştiği maceradır. Ama, Paşa'nın Orta Asya'dan gönderdiği mektuplar okunduğunda, öyle zannedildiği gibi Turancı değil, tamamen İslamcı olduğu ve Türkler ile beraber diğer bütün Müslüman milletleri içine alacak bir İslam İmparatorluğu'nun hayalini kurduğu görülür.
    Murat Bardakçı
    Sayfa 20 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Falih Rıfkı Atay Osmanlı'nın son dönemlerinde ve genç Cumhuriyetimizde gazeteci olarak ve Atatürk'le alakalı yapmış olduğu çalışmalarla tanınmış bir isim. Bugün Çankaya ve Zeytindağı başucu niteliğinde kitaplar. Zeytindağı'nı daha önce okumuş olmakla beraber iki veya üçüncü defa okunması gereken bir eser olduğunu düşündüğümde bir kez daha okumuş bulunuyorum.
    Yazın dilinde ve üslubunda çok başarılı olan Atay, Zeytindağı eserinde Birinci Dünya Savaşı sırasında Cemal Paşa'nın yaverliğini yaparken gördüklerini ve gerçekleştirdiği seyahatleri yazmış.
    Sade, anlaşılır, yalın bir Türkiye Türkçesi ile kaleme aldığı olayları okuken çoğu kez gözyaşlarımı tutmakta zorlandım.
    Kudüs'te, Beyrut'ta, Şam'da, Hicaz'da kızgın kumun ortasında toprağını ve kutsalını savunmaya çalışan, gayretlerinden dolayı İtilaf Devletlerini bile hayrete düşüren bir ordu daha güzel ve incelikli yazılamazdı. Osmanlı'nın Kudüs'ten çekilmesiyle beraber Cemal Paşa için "Kudüs'ü Türk gibi bıraktı" cümlesi bile olayı tüm gerçekliğiyle gösteriyor.
    Birinci Dünya Savaşı hakkında anlattıklarının yanı sıra savaşa girme hususunda yaptığı genellemeler beni bir hayli şaşırttı. Atay'da birçoğu gibi savaşın sorumlusu olarak Enver Paşa'yı gösterse ve onu hayalcilikle suçlasa bile Çarlık'ın yıkılıp Sovyetler'in kurulmasıyla beraber ifşa edilen gizli antlaşmalarda göstermekteydi ki Osmanlı'nın tarafsız kalma gibi bir şansı yoktu. Sanırım Atay'da o günün modasını uymuş görünüyor. Yine de Zeytindağı her Türk gencine defalarca ve hatta ezberletilene kadar okutulmalı.
    Ayrıca Balfour Deklarasyonu ile Filistin topraklarını işgale başlayan Yahudiler ve Siyonizme dikkat çekmesi günümüzde varolan sorunları da sanırım açıklamaya yeter.
  • lttihad ve Terakki Cemiyeti Hükümet'in barışı kabul ettiğini bildiren notasına son şeklini verip Büyük Güçler'e tesliminden önce nihai bir girişim olarak Kamil Paşa ile bir görüşme yaptı. Talat Bey Cemiyet adına sabah saat on birde Kamil Paşa'yı istifaya çağırdı; Kamil Paşa istifa etmeyi reddetti. Kabine, saat ikide öğlen yemeği arası verene kadar, Büyük Güçler' e vereceği cevabi nota üzerinde çalıştı. Öğleden sonra saat üç gibi Bab-ı Ali önüne önce küçük bir grup lttihadcı geldi. Enver Bey at üstündeydi. Onların gelişiyle birlikte, önceden haberli olup civar kahvehanelerde bekleyen yaklaşık üç yüz kişiye yakın kalabalık meydanda toplanmaya başladı. Enver Bey yaklaşık otuz subayla birlikteydi. Atıyla kapının önüne gelip doğrudan binaya girdi. Önce Enver Bey göründü. Yanına Cemal Bey'i de alarak içeri girdi ve Sadr-ı Azam'ı görmek istediklerini söyledi. Arkalarında Talat Bey, Ömer Naci Bey, Midhat Şükrü [Bleda] ve Cemiyet'in diğer liderleri gelmekteydi. Toplantı salonundan dışarı çıkan ve grupla tartışmaya giren Harbiye Nazırı Nazım Paşa içeri giren ilk gruptan
    biri tarafından vuruldu. Kendisiyle beraber yaveri de vurularak öldürülmüştü. Sadr-ı Azam'ın yaveri Nazif Bey Nazım Paşa'nın katilini vurduktan sonra, kendisi de vurularak orada can verdi. Enver ve Talat Beyler daha sonra toplantı salonuna girerek Sadr-ı Azam Kamil Paşa'ya istifasını yazdırdılar.

    Enver Bey istifa mektubunu aldıktan sonra hemen Padişah'ı görmek üzere Dalınabahçe Sarayı'na gitti. Olaya önce inanmak istemeyen Mabeyn görevtileri durumu teyit ettikten sonra Padişah istifa yı 'kabul etti.' lttihadcıların isteği Mahmud Şevket Paşa'nın sadaret makamına getirilmesiydi. Bab-ı Ali önünde toplanmış olan halk da yeni hükumetin atanmasını bekliyordu.
    Mahmud Şevket Paşa'yı makamında kabul eden Padişah görevi kendisine verdi. Akşam saat sekiz civarında Mahmud Şevket Paşa, Enver Bey ve Mabeyn Başkatibi Ali Fuad [ Türkgeldil ile birlikte Bab-ı Ali önüne geldi. Mabeyn Başkatibi Ali Fuad [Türkgeldi] burada Paşa'yı saclarete getiren iradeyi okudu. Ardından Mahmud Şevket Paşa kendisini bekleyen halka hitaben kısa bir konuşma yaptı. Kısa konuşmasında zor şartlar altında görevi aldığını ve vatanı için çalışacağını söyledi.
  • Medhedilmeyi aslında gayet seviyordu ama, böylesine mükemmel başlayan kariyeri, bu başlangıçtan sadece 14 sene sonra hayatı ile beraber noktalandı ve Enver Paşa, sarp dağların ismi haritalarda bile yer alamayan bir tepesinde, mağlûp olmuş vaziyette tarihe intikal etti.
    Murat Bardakçı
    Sayfa 11 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Enver Paşa bir dâhiden ziyade, sebepsiz hayallerin adamıydı ve Genç Türk neslinin umumi kusuruna fazlasıyla sahipti; toplumu ve tarihi kendine göre değiştirmeye hazırdı. Bilmeden, göremeden, etrafla fazla konuşmadan, birilerini dinlemekten çok kendini dinletme eğilimindeydi.