Okul vasıtasıyla kurtarılacak bütün bir melmleket var... Silinecek göz yaşları, sarılacak yaralar var..
Öğretmen elindeki meşaleyi düşürdümü birden karanlıklar yeniden geliyor... İstanbuldan ve hayattan artık isteğimle vazgeçiyorum...
Kürsümün üzerinde öleceğim, son nefesimi verirken meşalemi hala elimde tutarak;
''ışık.. biraz daha ışık!...''
diye bağıracağım. Son sözüm bu olacak!..
''Fakat biz eğitimciler anlaşılan küçüklerle uğraşa uğraşa biraz çocuk oluyoruz... Fakir, çıplak sınıflarımızı en güzel istikballeri hazırlayan bir atelye gibi görüyoruz... İnsanın bu munis hayal ve rüya yuvalarını en parlak bir hayat için bile terk edemeyeceğine inanıyoruz... Öğretmenlik bu alemi uzaktan gören bir göz için ne zavallı, ne renksiz bir şeydir... Ondaki güzelliği anlamak için içine girmeli, o ateşin yavaş yavaş içimizde yandığını duymalı...Burada dertlileri teselli etmek, bu kırık sıralar üstünde en zengin ve taze bir ilkbaharın yavaş, yavaş açıldığını görmek. Sonra bir gün yine burada, bu kürsüde vazife başında bir asker gibi düşüp ölmek...''