Epikürcü her zevke el atmaz, hele bayağı ve aşağılık olnalarına asla! Epikür kesin olarak der ki: Ziyafetler ve içki âlemlerinden, ya da rasgele sevgi zevklerinden, aramıya değer hakiki zevki elde edemeyiz. Zenginlik, şan ve nüfuza da hiç bir değer vermemek lâzımdır. Süregiden keskin mücadeleleri, insanı yıpratan huzursuzlukları ve önceden kestirilemiyen raslantılarıyla politikaya da epikürcü ancak çok büyük bir zorunluluk karşısında karışır.
Eğer felsefenin ödevi hayatı istenmeye değer kılmaksa, o halde Epikür bu ödevi tam bir açıklık ve en büyük ciddilikle ele almıştır. Bütün canlı yaratıkların içgüdüleriyle kendilerine en uygun yaşama durumunu aradıkları, bunun için de hayatın nimetlerinin mümkün olabildiği kadar çoğundan faydalandıklarına göre felsefe veya Epikür'ün tercih ettiği terimle Fizyolojinin, yani Tabiatın gözlenmesi ve incelenmesinin sadece tek bir amacı olabilir, o da insanlara varlığın mümkin olabilen en büyük, en sakin ve en duru zevkını göstermek ve onun yolunu çizmektir. Bu zevk (hedone) hiç bir zaman kaba anlamında bir zevk, ya da şehvet değildir, aksine, beden alanında tamamiyle acısızlık ve ruh alanında da tam bir sükûndur. Bu, bize o kadar bol en güzel ve en temiz nimetleri sunabilen varlığın kendisinden zevk alıştır.
Kabul edelim ya da etmeyelim hepimiz bu hayatı sandığımızdan daha çok seviyoruz. Çoğu zaman hayattan yakınıyoruz fakat yine de yaşamaya, umut etmeye ve yarını beklemeye devam ediyoruz.
Tanrı insanların dualarını dinleseydi, insanlık çok hızlı bir şekilde ortadan kaybolurdu, zira herkes birbirine beddua etmekten başka bir şey yapmıyor.
Epikuros