Gök Türk Devleti'nde halkın (kün) şahsi hukukla donatılmış, iktisaden hür ve özel mülkiyete sahip olduğu görülür. Tarım arazisi üzerinde de özel mülkiyet geçerli oluyordu.
...Ancak eski Türk ilinde bu coğrafi mekân, yani ülke toprağı diğer çağdaş devletlerde olduğu gibi hükümdarın serbestçe kullanabildiği bir arazi parçası değil, korumakla vazifeli olduğu ata yadigarıydı. Bu durum ve vatan sevgisi, Orhun abidelerinde gayet açık bir şekilde anlatılmıştır. Ayrıca merkez Ötüken kutsal sayılmıştır (Iduk Ötüken).
Aslında pek rastlanmasa da Hunların surlu şehirler yaptığını görürüz. M.Ö. 36'da Chih-ch'i Shan-yü etrafı surlarla çevrili bir şehir yaptırmıştı. Yine Hunlar, milattan sonraki asırlarda Kuzey Batı Çin'de Kansu'da Ku-tsang adlı şehir kurmuşlardı (310'dan önce) Fakat genellikle şehir hayatını sevmezlerdi.
Hunlar, ağırlıklı olarak hayvancılıkla uğraştıklarından, toprağa bağlı köleler olan serflere benzer bir grup Hun memleketinde görülmemektedir. Savaşta esir alınanların tarlalarda çalıştırıldığında dair bilgiler mevcuttur. İdarecilerle halk Hindistan ve Avrupa'daki gibi sınıflara bölünmüş değildi. Hun boylarının asil olma durumu onları birbirlerine karşı farklı hukuki haklarla donatmıyordu. Suç ve ceza konusunda hiçbir sınıf farklılığı ve ayrıcalık gözetilmiyordu. Hun asilzadeleri, devletin sol ve sağ şeklinde idari olarak ikiye bölünmüş topraklarında hükümdar adına idareyle görevli memur durumundaydılar. Hun devleti bir kabile konfederasyonuna dayanıyordu.