Çağımızda oldukça tartışılan bir mesele: Popülizm. Aslında hepimizin yakından tanıdığı bir kavram. Son yıllarda dünya siyasetçileri arasında hatırı sayılacak kadar yaygın. Nedir popülizm? Aslında çok basit. Kendisine başvuran siyasîye oldukça kuvvetli oy potansiyeli sağlayan bir yöntem. Temelde popülizm, seçkincilik karşıtı bir tutum sergileyip halk iradesinin esas temsilcisi olduğunu iddia ederek politik arenadaki aktörlere destekçi sağlayan bir anti-demokratik tutumdur. Çıkış noktasındaki halk iradesi eleştiriliyor önce kitapta. Yazara göre "halkın iradesi"ni tespit etmek oldukça güç bir iş. Hatta belki imkansız. Zîra oldukça parçalı ve dağınık bir yapı olan "halk"ın somut, yekvücut bir iradesi olduğunu savunmak mantıkla bağdaşmıyor. Dolayısıyla bu iradenin yalnız bir grup insan tarafından temsil edildiğini söylemek de aynı şekilde mantıklı değil.
Müller'e göre "Seçkin karşıtı olmanın yanı sıra popülistler her zaman çoğulculuk karşıtıdır. Popülistler sadece ve sadece kendilerinin halkı temsil ettiğini iddia ederler. (...) İktidar için mücadele ederken popülistler siyasî rakiplerini ahlaksız ve yozlaşmış elitler olarak tasvir ederler; iktidara sahip iken ise hiçbir muhalefet onların gözünde meşru değildir. Ayrıca popülist mantık, popülist partileri desteklemeyen kimselerin, her zaman erdemli ve ahlaklı olarak tanımladıkları halkın uygun bir parçası olmayacağını ima eder. Basitçe söylemek gerekirse popülistler, 'Biz %99'uz' değil, 'Biz %100'üz' derler."(sf.15) Yani popülizm iktidara geldikten sonra biten bir oy devşirme yöntemi de değildir, iktidarda da kendisini gösterebilen bir yapıdır. Popülistler "halk iradesi"nin kendileri tarafından temsil edildiği şeklinde bir propaganda yaptığından iktidara geldikten sonra da kendilerine muhalefet edilmesini hukukî kabul