Birinin acısını dinlerken dalgınlığımızın sebebi anlatanın perişanlığına duyduğumuz merhamet değil, aynı acıyla muhatap olmamız halinde ne yapacağımızı düşünmemizdir.
"Çok yorgunum, sanki her şey üzerime geliyor. Her günüm diğerinin aynı, bir eksiklik var tamamlanması gereken ama bulamıyorum. Hata yapıyorum bir yerlerde, anlayamıyorum. Göğsümde bir ağrı hissediyorum, fiziksel bir ağrı değil sanki. Bir şeyler dar geliyor, iki beden küçük bir gömleğin içine sıkışmış gibi hissediyorum. İşlerim çok iyi, her şey yolunda, o halde sorun ne? Sabahımı geceye çeviren sorun ne? "dedi Adam.
Aileler, söylendiği gibi ağaçlara benziyorlar, birbirine dolaşmış kökleri ve tuhaf açılar yaparak uzanan bireysel dallarıyla ağaçsı yapılarsa, aile tramvaları da kabuktaki bir kesikten damlayan yoğun, şeffaf reçine gibidir. Damla damla akar durur nesilden nesile. Yavaşça sızar aşağıya, öyle hafif bir akıştır ki neredeyse hiç fark edilmeden zamanlar ve mekanlar boyunca ilerler ve bir çatlak bulunca da yerleşip pıhtılaşır. Kulaktan kuşağa aktarılan travmanın çizdiği yol rastgeledir kime geçeceğini hiç bilemezsiniz ama birine mutlaka geçer. Aynı çatının altında büyüyen çocuklar arasında, kimisi diğerlerinden daha çok etkilenir. Aşağı yukarı aynı fırsatlara sahip iki kardeşten birinin diğerinden daha melankolik ve içi kapanık olduğuna tanık oldunuz mu hiç? Olur bu. Bazen aile travması bir kuşağı tamamen atlar ve bir sonrakini iki misli güçle vurur. Büyükanne ve büyükbabalarının çektikleri acıları sessizce omuzlayan torunlara rastlayabilirsiniz. Sf 153