İslam, Allah'ın indirdiği ve kabul ettiği tek din olarak, başka hiçbir dünya görüşüyle, başka hiçbir fikirle, amelle uzlaşmaya girmeye muhtaç değildir..
Müslümanlar arasında öyle bir zümre var ki, çoğunluğu onlar oluşturuyor :özellikle son yüzyılda belirgin bir şekilde ortaya çıkan bu yeni tip insana "modernist" deniliyor. Bu tip, İslam'a misyoner gibi kuşkulu bir gözle bakar. Zihniyeti, düşünce yapısı, kafasının işleme tarzı, aslında profandır, fakat bir tür kişilik zaafından Müslüman olduğunu da reddedememektedir. Böyle tuhaf bir konumdadır. Yanlış anlaşılmasın, Müslüman olduğunu reddetmesi ona kişilik kazandıracaktır demek istemiyoruz. Düşüncelerini sonuna kadar götürme yeteneğinin ve cesaretinin eksikliğinden bahsediyoruz kafa yapısı profandır, ama ruhu muhafazakardır..
Dinin öngörülerini Allah'ın emri olduğu için ve salt bunun için yerine getirmekle yetinmiyorlar, yerine getirdikleri hükmün neticesinde neredeyse mükafat (mükafat şahsi çıkar anlamını taşısın taşımasın) bekliyorlar. İşte bu bekleyiş, Müslümanların ihlasını zedeleyen bir pürüz olsa gerek. Bir beklentinin, bir özlemin gerçekleşmesine yer vermeden dinin öngörülerine salt Allah'ın rızasıdır diye uymak başarılabilirse, kulluk görevi yerine getirilmiş olur.
Batılılar, sömürüyü, ancak Müslümanların tüketim standartlarını, tüketim alışkanlıklarını değiştirmekle sağlayabileceklerini bildiklerinden, İslam alemine ilk kancayı buradan attılar..