Benim hayatımdaki en güzel dönemlerimdi doksanlı yıllar. Arkadaşlıklar çok değerliydi o zamanlar. Şimdiki gibi cep telefonu, bilgisayar yoktu. Arkadaşlarla ya önceden randevulaşılırdı ya da evden çağırırdık onları. Ben o yılların özlemini hiç atamadım içimde.
Okullar kapanırken sene sonlarında hatıra defterleri çıkardı piyasaya. Yazanlar hep bana kalbin kadar temiz bu sayfaları ayırdıgın için teşekkür ederim cümlesiyle başlardı yazmaya ve hayatın bir yerinde tekrar karşılaşıldıgında kaldıgı yerden devam ederdi arkadaşlıklar. Şimdiki gibi yabancılaşmazdı insanlar birbirine. Çünkü hayat şimdiki gibi hızlı akmazdı, hayat yavaş aktıgı için insanlar da birbirinden kolayca kopmazlardı. şimdiki gibi değildi işte hiçbirşey...
Kavgaları bile daha güzeldi. Küslükleri bile daha insaflıydı. Şimdi bir fırsatım olsa oraya gidip geri gelmemek isterim bir daha...
Eskiden, telefon ve bilgisayar yokken ne yapıyordunuz, nasıl vakit geçiriyordunuz,
ne kadar sıkıcıdır diyen yeni yetişen nesile cevabım; bisiklete biniyor,çamurdan köfteler yapıyor,
saklambaç oynuyor, çatlak çömlek patlatıyor, kurt ya da kuzu oluyorduk ,kovalambaç, yakantop, yerden yüksek oynuyor, pikniklere gidiyorduk.
Ev telefonumuzu herkese vermiyor, buluşmaya söz verdiğimizde bir telefon mesajı ile iptal etmiyorduk.
Ödevlerimizi kütüphanede ve gazeteden kuponla biriktirip aldığımız ansiklopedilerden araştırıp yapıyorduk.
Annemiz "hadi yemek hazır" diye çağırdığında kurt gibi aç olduğumuz halde eve girmek, oyunu yarım bırakmak istemediğimiz için yüksek sesle "ben tokum" diye bağırıyorduk.
kısacası dışarıda hayat vardı ve biz çok mutluyduk...