...
Hicranlardan hicran beğen, kaybetmekte kazanmak kadar normal bir vak’a, ama benim gibi biri için durum başka, tarifle olmaz ki böyle şeyler, bazı şeylerin adını koymak lazım. Bazen oltama bir balık takılır kıyamam bırakırım. Avaz türünden bir bağırış atmak istiyorum. İşte başa döndüm. Sevinç ömrüm içinde yürürken göze çarpan bir bahçe. Güzel huy bir elbise gibi, kimine bol geliyor kime dar, kimine ise tam oturuyor. Sağ olanlar yaşıyor, mühim olan öldükten sonrada yaşamak bizimki...
...
Sinirli bir saatin çınıltılarını hiç kale almadan saatlerce yatakta kalıp tavanı seyretmek, sabah güneşinin her gün pençesinden top denetleri ile hoş geldiği, yıllardır müebbet badanalı bir odada yazılabilir bu satırlar ancak. Dünyalık neyi varsa bu odaya sığmış hüznü ile tatlı o acı müzmin hüznü ile bir odaya sığmış biri. Bazen kendimi mutlu hissediyorum. Dünya yansa yanacak hasırım yok. Belki bir paspas, herkese iyi günler dilemek, para harcamak, TRT 1’i seyretmek, gerçeklerle yüzleşmek cesaretini buluyorum...
...
Gözlerini senelerce kaldırımlarda gezdirmek, uykusuz uzun gecelerde bulutlanmak, bayram sabahları beklentili bakınmak, sık sık gözüme çöp kaçtı yalanını atmak lazım. Bir fırın ekmek yemek gerekmez. Puslu koyu gri bir günde sırılsıklam bir rıhtımda, dalgalı bir denizde… sallanan kayıklara, duran kocaman gemilere bakıp odunla pişmiş, martılarla üleşilmiş, bir ekmeğin ucundan koparıp rüzgarı katık ederek yemek yeterli. Anlayana tabii.