• Sultan Çelebi Mehmed hakkında:

    Halkondil: Birinci Mehmed’i, tavırlarına, hareketlerinde sü­rate, vakarına ait övgülerin hepsinin fevkine yükselten şeyi, Os­manlı müverrihleri gibi Bizans müverrihleri tarafından da adaleti, şefkati, civanmertliği, dostluğunda sebatı, gerek Türkler gerek rumlar için hayırhahlığı hakkında herkesin birleştiği şahadettir…

    Dukas: Çelebi Mehmed yalnız Türkler değil Hristiyanlara da iyilikle muamele etmiş ve can-ı gönülden hisleriyle fikrinin geniş­liği ve ahlakının güzelliği birbirine uygun düşmüştür…

    Hammer: Bütün hayatı müddetince Bizans imparatorunun sadık müttefiki, Türkmen asilerinin korkunç düşmanı, Osmanlı saltanatı tahtının şanlı dayanağı, Osmanlı müverrihlerinin tabirince, Tatar tufanının tehlikeye düşürdüğü devlet gemisini kurtaran Nuh idi…

    Hoca Sadeddin Efendi ise, Padişahlık süresi sekiz yıldan beş gün eksik idi. Güzel huyu ve şefkatli tutumuyla her yanda şöhret yapmıştı. Adet edindiği şekilde dileyenlere nafakalar dağıtır, her Cuma günü fukarayı doyurur, ihtiyaç sahiplerine gereken yardı­mı yapar, hesapsız hediyelerle kırık gönülleri sevindirirdi. Allahü teâlâ şanlarını yüce etsin Haremeyn (Mekke ve Medine)’de konuklayanlara her yıl sayıya gelmeyecek ölçüde mal gönderirdi…
  • Yıldırım Bayezid Han'ın Macar seferinde bulunduğu günlerdeydi.Kızı Hundi Sultan bir gece rüyasında Peygamber Efendimiz'i gördü.Resul-i Ekrem ona: " Oğlum Muhammed Buhari ile evlen, sakın beni kırma sözümü dinle" buyurdu. Temiz ruhlu, edep ve haya sahibi Hundi Sultan rüyasını kimseye açıkalmadı.Zira onun Süleyman Paşa ile evleneceği söylenmekteydi.Hundi Sultan şaşkınlık ve kararsızlık içerisinde iken,ertesi gece Peygamberimizi tekrar gördü.Server-i âlem ona: "Eğer ahirette benden şefaat etmemi istiyorsan Muhammed Buhari ile evlen" buyurdu. Hundi Sultan'ın artık endişesi kalmamıştı...Durum Emir Sultan'a bildirilince, o "Bizimde malumumuzdur.Nikâhımız, Allahu Teâlâ tarafından kıyıldı.Dinimiz üzere buradada kıyılması gerekir. Durumu Hundi Sultan'a iletin" dedi.Sonunda Molla Fenari'nin kıydığı nikâhla iki genç evlendiler.
    O sırada Rumeli taraflarında seferde bulunduğu için muvafakatı alınamayan Yıldırım Beyazıt nikâh haberini alınca müthiş bir öfkeye kapıldı.Hiç düşünmeden kararını verdi.Emir Sultan ve Hundi Hatun şiddetle cezalandırılacaktı.Emir Sultan'ın evine kırk silahlı süvari gönderildi...Ancak bu onların son teşebbüsü oldu.Emir Sultan'ın Yasin Suresi'nden 29.ayeti okumasıyla kırkıda kadid kesilip son nefeslerini verdiler.Molla Fenari Yıldırım Beyazıd'e derhal şu mektubu yazdı: "...Dün öldürülmesini emrettiğiniz Emir Sultan, Resûl-i Ekrem'in neslinden hürmete değer bir insandır..." Mektubun ulaştığı günlerde Yıldırım Bayezid Macarlarla savaşıyordu...Bu esnada bir genç, yaralıların yaralarını sarıyor,bazen de ellerini açıp dua ediyordu.O gence karşı kalbinde bir yakınlık hissi oldu.Yanına giderek "Benim de kolumda yara var,yaramı sar!" dedi.Sabah olunca sarılan bütün yaraların iyi olduğu, askerlerin ayağa kalktığı Han'a haber edildi...Akşam yaraları saran askerin, yanına getirilmesini emretti.Fakat o kimseyi bulamadılar.Aradan günler geçtikten sonra Bursa'ya dönen Osmanlı ordusunu ve sultanı karşılayanlar arasında Emir Sultan da vardı.Yıldırım Beyazıd, onunla selamlaşınca, harp meydanında askerlerle kendi yarasını saranın bu genç olduğunu anladı...
  • Bakî,

    Divan edebiyatının en büyük şairlerindendir.Divan şiirine hem biçim hem de imge açısından canlılık ve yenilik getirmiş, daha yaşarken sultanü’ş-şuara (şairler sultanı) unvanını almıştır. "Minnet Hudâ'ya devlet-i dünyâ fenâ bulur,
    Bakî kalur sahife-i âlemde adımız."
  • Murat Hüdavendigar,
    Otuz sene kadar bir müddet Murad, zamanının hiçbir devlet adamı tarafından fevkine geçilemeyen bir kiyaset ile Osmanlı mukadderatını sevk ve idare etmiştir...Kendisinin karşılaştığı müşkülatı, hallettiği meseleleri, saltanatının neticelerini daha ziyade göz kamaştıran haleflerinin icraatlarıyla mukayese edecek olursak onun bunların üstünde değilse de, onlarla birlikte kolayca yer tutabileceğini görürüz...Harp hususundaki cevvaliyeti ve gayreti pederi gibi idi.Fakat babasının düşündüğünden daha geniş bir icraat sahasına yayıldığı halde gevşememişti.Maiyetindeki kumandan ve valilerin hiç birisiyle arasında bir uyumsuzluk zuhur etmedi.Rumlara karşı muamelesi, onların seciyesini tayinde mükemmel bir feraseti olduğunu gösterir.Döneminde papazların Osmanlılar tarafından fena bir muameleye maruz kaldıklarına dair tek bir şikayete rastlanmaz.Osman etrafına bir ırk toplamıştı.Orhan onu devlet haline getirdi,fakat imparatorluğu kuran Murad olmuştur.
    GİBBONS
  • Sultan Murâd,
    İlerleyip iyi bir yer tutabilmek için derhâl harekete geçti.Osmanlı ordusu, Üsküp ve Priştine arasındaki Kosova sahasına geldiği zaman düşman birlikleri ile karşılaştı.Padişah ve beyleri düşmanın durumunu incelemek üzere bir tepeye çıktıkları zaman, yeryüzünün demir deryasına dönmüş olduğunu gördüler...Haçlılar gerçekten sayıca üstündüler...O gece düşman tarafından esmekte olan şiddetli rüzgâr, Osmanlı askerlerinin üzerine yoğun şekilde toz serpiyordu.Murâd Han, bütün gece Cenab-ı Hakk'tan niyaz ve istimdat ederek, ebedî saadete nail olmak üzere, kendisi için din yolunda şehadet istirhamında bulundu.Şöyle yalvardı: "...Ya ilâhi! Beni katında mihman edip, müminler ruhuna benim ruhumu feda kıl! Evvel beni gâzi kıldın,ahir şehadet nasip kıl!"...Muharebeye düşmanın top atışıyla başlandı.Murâd Han da; "Gerçek yardım ancak Allah katından olur" diyerek topçularına ve okçularına işaretini verdi.Türk topçularının atışlarının ardından okuçular düşman birlikleri üzerine ok ve demir yağdırmaya başladılar...Akşam olduğunda Haçlı ordularının tamamı dağılmış, büyük bölümü ölü veya yaralı olarak savaş meydanında kalmıştı...Sultan Murâd-ı Hüdavendigâr zafer sevinci dolayısıyla şükrane olarak harp sahasında gezerken Müslüman olduğunu söyleyen ve "Gizli sözüm vardır" diyerek yanına yaklaşan Miloş Obiliç adındaki yaralı bir Sırp asilzadesi tarafından zehirli hançer ile yaralandı...Böylece çok arzuladığı ve kavuşmak için dualar ettiği şehadet rütbesine nail oldu...
  • Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa;

    Rumeli'nde fetihler devam ediyordu...Şimdi hedef Edirne idi...Süleyman Şah Edirne üzerine yürümeden evvel özel birlikleri ile yine av sahasında idi...Ancak atının ayağı bir dala takılmakla bu kazâ dünyasından yokluk çukuruna, zenginlik otağından kuru toprağa düştü.Şahin ruhu meleklerin kanatları arasında sonsuzluk âlemine uçup gitti...Yürekleri yakan bu haberin hemen ardından düşmanın saldırıya geçtiği haberi dert üstüne dert olmuştu...Gaziler şaşırmış durumdaydılar.Anadolu'dan kısa süre de imdat gelmesine imkan ve ihtimal yoktu.Başbuğları Süleyman Paşa'nın kabrini düşman eline bırakamazlardı.Bu itibarla savaşmayı kararlaştırdılar.Birbirleriyle helalleştikten sonra Cenab-ı Hakk'a sığınıp düşmana hücum ettiler.Ancak düşman kırmakla tükenecek gibi değildi.Birinin yerini onu alıyordu.Türkler neticede çaresiz kalarak çekilmeye başladı...Bu sırada beklenmedik bir olay yaşandı.Nurdan heykeller misali harekete geçen kalabalık bir birlik Türkleri kovalayan düşman üzerine kabus gibi çöktü.Kılıçların şimşek gibi çakan gümbürtüsü Haçlıları darmadağın etti...O kızgın günde ümitlerin tükendiği noktada Cenâb-ı Hakk'ın bahşettiği bu zafer için şükür secdelerine kapandılar.Yakaladıkları esirlere: "Bunca asker ve sayısız insanla gücünüz, kuvvetiniz yerinde iken bozguna uğramanıza ne sebep oldu?" diye sorduklarında: "Size yardıma kalabalık bir ordu geldi.Bunların hepsi boz atlara binmişlerdi.Önlerinde de gösterişli bir genç vardı.Hep birden ateş saçan kılıçlarla savaşa girişince meydan bize dar oldu.Gök tepemize yıkıldı ve direnecek gücümüz kalmadı.Bu korku ve telaş içinde soluğu kaçmakta buduk." Bu genç komutanın durumundan sorulduğu vakit, her birinin tarif ettiği özelliklerden tek bir kişi anlaşılıyordu: Başbuğları Süleyman Paşa.
  • Fransız müellifi Lamartin

    Osman gazi hakkında; "Osman yavaş yavaş ilerledi.Fakat hiçbir zaman geri dönmedi.Büyük devletlerin kurucularının vasıflarına sahipti. İyi kalpli, doğru sözlü, ailesine sadık,evlatları hakkında şefik ve rahim idi..."