• Uzun yıllar Hanedan reisi ve en kıdemli Şehzade olan Osman Ertuğrul Efendi cumhuriyete taraftarda ve Cumhuriyeti kabul ediyordu. "Bu olay Bizim aile için iyi olmadı ama memleket için iyi oldu" demişti
  • Sultan Murâd,
    İlerleyip iyi bir yer tutabilmek için derhâl harekete geçti.Osmanlı ordusu, Üsküp ve Priştine arasındaki Kosova sahasına geldiği zaman düşman birlikleri ile karşılaştı.Padişah ve beyleri düşmanın durumunu incelemek üzere bir tepeye çıktıkları zaman, yeryüzünün demir deryasına dönmüş olduğunu gördüler...Haçlılar gerçekten sayıca üstündüler...O gece düşman tarafından esmekte olan şiddetli rüzgâr, Osmanlı askerlerinin üzerine yoğun şekilde toz serpiyordu.Murâd Han, bütün gece Cenab-ı Hakk'tan niyaz ve istimdat ederek, ebedî saadete nail olmak üzere, kendisi için din yolunda şehadet istirhamında bulundu.Şöyle yalvardı: "...Ya ilâhi! Beni katında mihman edip, müminler ruhuna benim ruhumu feda kıl! Evvel beni gâzi kıldın,ahir şehadet nasip kıl!"...Muharebeye düşmanın top atışıyla başlandı.Murâd Han da; "Gerçek yardım ancak Allah katından olur" diyerek topçularına ve okçularına işaretini verdi.Türk topçularının atışlarının ardından okuçular düşman birlikleri üzerine ok ve demir yağdırmaya başladılar...Akşam olduğunda Haçlı ordularının tamamı dağılmış, büyük bölümü ölü veya yaralı olarak savaş meydanında kalmıştı...Sultan Murâd-ı Hüdavendigâr zafer sevinci dolayısıyla şükrane olarak harp sahasında gezerken Müslüman olduğunu söyleyen ve "Gizli sözüm vardır" diyerek yanına yaklaşan Miloş Obiliç adındaki yaralı bir Sırp asilzadesi tarafından zehirli hançer ile yaralandı...Böylece çok arzuladığı ve kavuşmak için dualar ettiği şehadet rütbesine nail oldu...
  • Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa;

    Rumeli'nde fetihler devam ediyordu...Şimdi hedef Edirne idi...Süleyman Şah Edirne üzerine yürümeden evvel özel birlikleri ile yine av sahasında idi...Ancak atının ayağı bir dala takılmakla bu kazâ dünyasından yokluk çukuruna, zenginlik otağından kuru toprağa düştü.Şahin ruhu meleklerin kanatları arasında sonsuzluk âlemine uçup gitti...Yürekleri yakan bu haberin hemen ardından düşmanın saldırıya geçtiği haberi dert üstüne dert olmuştu...Gaziler şaşırmış durumdaydılar.Anadolu'dan kısa süre de imdat gelmesine imkan ve ihtimal yoktu.Başbuğları Süleyman Paşa'nın kabrini düşman eline bırakamazlardı.Bu itibarla savaşmayı kararlaştırdılar.Birbirleriyle helalleştikten sonra Cenab-ı Hakk'a sığınıp düşmana hücum ettiler.Ancak düşman kırmakla tükenecek gibi değildi.Birinin yerini onu alıyordu.Türkler neticede çaresiz kalarak çekilmeye başladı...Bu sırada beklenmedik bir olay yaşandı.Nurdan heykeller misali harekete geçen kalabalık bir birlik Türkleri kovalayan düşman üzerine kabus gibi çöktü.Kılıçların şimşek gibi çakan gümbürtüsü Haçlıları darmadağın etti...O kızgın günde ümitlerin tükendiği noktada Cenâb-ı Hakk'ın bahşettiği bu zafer için şükür secdelerine kapandılar.Yakaladıkları esirlere: "Bunca asker ve sayısız insanla gücünüz, kuvvetiniz yerinde iken bozguna uğramanıza ne sebep oldu?" diye sorduklarında: "Size yardıma kalabalık bir ordu geldi.Bunların hepsi boz atlara binmişlerdi.Önlerinde de gösterişli bir genç vardı.Hep birden ateş saçan kılıçlarla savaşa girişince meydan bize dar oldu.Gök tepemize yıkıldı ve direnecek gücümüz kalmadı.Bu korku ve telaş içinde soluğu kaçmakta buduk." Bu genç komutanın durumundan sorulduğu vakit, her birinin tarif ettiği özelliklerden tek bir kişi anlaşılıyordu: Başbuğları Süleyman Paşa.
  • Fransız müellifi Lamartin

    Osman gazi hakkında; "Osman yavaş yavaş ilerledi.Fakat hiçbir zaman geri dönmedi.Büyük devletlerin kurucularının vasıflarına sahipti. İyi kalpli, doğru sözlü, ailesine sadık,evlatları hakkında şefik ve rahim idi..."
  • Uzun yıllar hanedan reisi ve en kıdemli şehzade olan Osman Ertuğrul Efendi cumhuriyete taraftardı ve cumhuriyeti kabul ediyordu. “ Bu olay bizim aile için iyi olmadı ama memleket için iyi oldu “ demişti
  • ERTUĞRUL GAZI KİMDİR?

    Ertuğrul Gazi, Osmanlı Devletinin kurucusu olan Osman Gâzi’nin babasıdır. Oğuzların Bozok koluna bağlı Kayı boyundan olan Süleyman Şah’ın oğludur. 1198 yılında doğduğunu bilinen Ertuğrul Bey 1281 yılında Söğüt’te vefat etti.

    Cengiz’in İslâm memleketini talan ettiği sırada babası Süleyman Şâh, Selçuklu topraklarına yerleşmek üzere kabîlesiyle berâber ülkesini terk ederek, Oğuzların yoğun olduğu Ard havzasına gelmişti. 1220′lerde Horasan’ın kuzey sınırına, oradan Karakum Gölünün güneyine, oradan da Merv yoluyla Ahlat’a ulaşmıştı. Moğol ateşinin Doğu Anadolu’yu da sarması üzerine kabîlesine daha uygun bir yer arayan Süleyman Şah, Rakka civarında Ca’ber Kalesi yakınında Fırat Nehri’nden geçerken boğuldu.

    ERTUĞRUL BEY, KARDEŞLERİNİN AKSİNE BATIYA DOĞRU İLERLEDİ

    Babalarının vefâtından sonra, Ertuğrul Gâzi kabîleye reis seçildi. Ağabeyleri Sungur Tekin ve Gündoğdu, bazı kabîle mensuplarıyla berâber Ahlat’a geri döndüler. Ertuğrul Gâzi ise, kardeşi Dündâr Bey ile berâber batıya hareket etti.
    Sivas yakınlarında konakladıkları sırada Selçuklu ordusu ile büyük bir Moğol birliğinin savaşına şâhid oldular. Selçukluların yenilmekte olduğunu görünce, yiğitlik ve mertlik esaslarına göre, kuvvetleriyle onların yardımına koşan Ertuğrul Gâzi, Selçuklu ordusunun gâlip gelmesini sağladı. Bunun üzerine Selçuklu Devletinin hükümdârı bulunan Sultan Alâeddîn, Ertuğrul Bey’e iltifât ederek hil’at gönderdi ve Ankara yakınındaki Karadağlar mıntıkasını ıktâ olarak verdi (1230).
    Ertuğrul Bey, bir müddet burada kaldıktan sonra, oğlu Savcı Bey’i Konya’ya gönderince, Bursa ile Kütahya arasındaki Domaniç Dağları yaylak, Söğüt ile Karacaşehir kışlak olmak üzere kendilerine verildi. Bunun üzerine Ertuğrul Gâzî aşiretiyle berâber gelip, Söğüt ve Domaniç’e yerleşti. O civarlarda oturan Afşar (yâhut Alişar) ve Çavdar aşîretlerinin etrâfa verdikleri zararlara mâni oldu. Hıristiyan tekfûrlarla da iyi geçinmeye dikkat etti. Adâleti, halka olan iyi muâmele ve yardımları o kadar çoktu ki Hıristiyan tebaa bile kendisini sevip sayıyordu.

    KARACAHİSAR’IN FETHİ

    Ertuğrul Gâzinin günden güne kuvvetlenmesi Karacahisar tekfûrunu kendisine cephe almaya yöneltti. Bunun üzerine Ertuğrul Gâzi Konya’ya giderek Sultan Alâeddîn’i bu hisarın fethine teşvik etti ve berâberce gelerek Karacahisar’ı kuşattılar. Moğolların Konya Ereğlisi’ni kuşatması üzerine, Sultan Alâeddîn geri döndü. Ancak Ertuğrul Gâzi muhâsaraya devâm etti. Bir müddet sonra kaleyi fetheden Ertuğrul Gâzi, tekfûru ve diğer esirleri kardeşi Dündar Gâzi ile birlikte Konya’ya Sultan’a gönderdi.

    TAHT KAVGALARINA KARIŞMADI

    Ertuğrul Gâzi, Selçuklu Sultânı Alâeddîn’in vefâtına kadar altı sene etrâfın fethi ve İslâm’ın yayılması için bütün gayreti ile çalıştı. Sultânın vefâtından sonra, Selçuklu hükümdârları arasındaki taht ve taç kavgalarına karışmayarak Söğüt uç bölgesinde tekfûrlarla mücâdeleye devâm etti. 1281 yılında 92 veya 96 yaşındayken Söğüt’te vefât ederek oraya defnedildi.

    İSLÂM’I SEVDİRDİ

    Ertuğrul Gâzi, çevresinde bulunan beyliklerden devletlerin durumlarını ve siyâsî şartlarını gâyet iyi değerlendirirdi. Komşuları ile dâimâ iyi geçinerek aşîret ve tebaasını güçlü bir durumda huzûr ve râhat içinde yaşattı. Çok cömert olan Ertuğrul Gâzi, fakirlere, düşkünlere dâimâ yardım ederdi. Yarım asır adâletle idâre ettiği bölgede Hıristiyanlara da İslâm’ı sevdirdi.

    KÜÇÜK OĞLU OSMAN BEY REİS OLDU

    Ertuğrul Gâzinin ölümünden sonra, küçük oğlu Osmân Gâzi, kavim ve kabîlesinin reisi oldu. Osman Bey’in bağrından çıkarak denizleri, diyarları, kıtaları ve ülkeleri muhteşem dalları arasına alacak olan çınarın kökü toprağa yayılmaya başladı. Öyle ki bu çınarın gölgesi altında bütün insanlık, Asr-ı Saâdet’ten sonra, bir daha görüp hayâl edemediği bir şekilde tam altı asır yaşadı.
  • ‪Davamız kuru bir cihangir davası değildir. Bilakis davamız İSLAM davasıdır.‬

    ‪✍️Ertuğrul Gazi‬