Fakat doğa bizi yasalarındaki ahenge, uyuma öyle bir alıştırmıştır ki, onun görmeye alışık olduğumuz uyumundaki en ufak bir kayma bizi tiksindirir, korkutur.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Shakespeare'in döneminde yaşamış hiçbir kadın Shakespeare'in zekasına sahip olamazdı. Çünkü Shakespeare'in sahip olduğu gibi bir zeka işçilerden, eğitimsizlerden, köle gibi kullanılan insanlar arasından çıkmazdı. Böyle bir zeka İngiltere'de Saksonlar ve Britanyalılar arasından çıkardı. Bugün bile işçi sınıftan çıkmaz. Öyleyse, Profesör Trevelyan'a göre neredeyse çocukluktan çıkar çıkmaz işleri başlayan, aileleri tarafından buna zorlanan, yasaların ve geleneklerin sağladığı güçler tarafından buna bağlı tutulan kadınlardan nasıl çıkabilirdi? Yine de, böyle bir zeka tıpkı işçi sınıfında var olmuş olması gerektiği gibi, kadınlar arasında da var olmuş olmalıydı.
Ancak raflara bakmayı sürdürdüm, benim için üzücü olan, on sekizinci yüzyıldan önce yaşamış kadınlara dair hiçbir şey bilmiyor oluşumuzdu. Aklımda hangi yöne gideceğime dair bir örnek yoktu. İşte, kadınların Elizabeth döneminde neden şiir yazmadıklarını soruyorum ancak o dönemde nasıl bir eğitim aldıklarını, yazmayı öğrenip öğrenemediklerini, kendi oturma odalarının olup olmadığını, kaç tanesinin yirmi bir yaşından önce çocuk doğurduğunu; kısacası, sabah sekizden akşam sekize varıncaya kadar neler yaptıklarını bilmiyorum. Belli ki paraları yoktu; Profesör Trevelyan'a göre kendi rızaları olsun ya da olmasın çocukluktan çıkar çıkmaz, muhtemelen on beş ya da on altı yaşına geldiklerinde evlendiriliyorlardı. Bu vaziyeti düşününce, içlerinden birinin aniden Shakespeare'in oyunlarından birini yazmasının oldukça tuhaf olduğu sonucuna vardım.
Hayalgücünde son derece önemliyken, gerçekte tamamıyla değersizlerdi. Şiirin her zerresinde vardılar; ancak tarihte yok hükmündeydiler. Kurmacada kralların ve fatihlerin hayatlarına hükmederken; gerçekte kimin ailesi parmağına yüzüğü takıyorsa o erkeğin kölesiydiler. Edebiyat tarihinde söylenmiş en ilham verici sözler, en derin düşünceler onların dudaklarından dökülürken, gerçekte güç bela okuyabiliyor, zar zor heceleyebiliyorlardı. Kadınlar kocalarının malıydı.
Böylece, tarih kitaplarının bulunduğu rafın yanına gittim ve son çıkanlardan birini, Profesör Trevelyan'ın İNGİLTERE TARİHİ başlıklı kitabını indirdim. Bir kez daha 'Kadın' sözcüğünü taradım ve 'konumları' başlığını bulup belirtilen sayfayı çevirdim. "Eş dövmek, erkeklere verilen bir haktı ve yalnızca alt tabaka tarafından değil üst tabaka tarafından da utanç duyulmadan uygulanmaktaydı..." yazıyordu ve tarihçi şöyle devam ediyordu: " Buna benzer şekilde, ailesinin seçtiği beyefendi ile evlenmeyi reddeden kız çocuklar eve kapatılmaya, dövülmeye ve odada oradan oraya fırlatılmaya mahkumdu. Halk ise tüm bunlara karşı hiçbir dehşet belirtisi göstermiyordu. Evlilik aşkın bir sonucu değil, özellikle 'asil' üst tabakada ailenin para hırsının sonucuydu... Nişan genellikle taraflardan biri ya da her ikisi de beşikteyken; evlilik ise çocukluk dönemi biter bitmez gerçekleşirdi. Tüm bunlar 1470 yılı yakınlarında, Chaucer döneminin hemen ardından görülüyordu.