Doğruydu, o hepimiz gibi bir insandı ama hareketleri, sözleri, arzuları hep ilahi irade içinde vücut buluyordu.
Evet, bir insandı ama insanın ötesindeydi,taşlar arasında yakut neyse, insanlar içinde de o öyleydi.
Omuzlarına dökülen dalgalı uzun saçları, uzun ve ince hilal kaşları, siyah uzun kirpikleriyle devenin üzerindeki asil duruşa hayran olunmaz mıydı? Ya buğday renkli açık alnının ortasında parlayan şu nura ne demeli?... Değirmi yüzünde açık pembeye çalan şu beyaz yanaklar, çehresindeki mutluluğun okunabildiği berrak sayfalar değilse neydi?
"Ey Allah'ın bereketini taşıyan oğulcuğum
Çevresini melekler kuşatmış öyle bir oğlusun ki sen
Her şeyi en iyi bilen Allah'ın inayetiyle kötülüklerden korunmuşsun
Rüyalarımda gördüklerim doğruysa eğer
Sen bütün kainata gönderilensin;helal ile haramı ayırmak üzere
Atan İbrahim'in dini üzerindesin şüphesiz
Ki o din hayırdan ibarettir ve Allah seni putlardan uzak tutmuştur
Ve oğulcuğum, bilmelisin ki her yaşayan ölmekte, her yeni eskimekte....
Kimdir ki dünyada fani olmaz?
Ben gidiyorum, lakin ne mutlu bana ki geriye senin gibi bir nimet bıraktım... "