Eskiler, "hitâb, muhatâb ister" demişler. Bu nedenle yeryüzündeki en mutlu kişi her türlü duygusuna ve düşüncesine muhatâb bulabilen kişidir. Muhatâb yani dost; yani birbirine 'sâhib' çıkabilmek; yani susarak 'sohbet' edebilmek; sükût içinde ve içre konuşabilmek; hem-hâl olmak...
İhsan Fazlıoğlu
İhsan Fazlıoğlu
Eskiler mi güzeldi, eskiden mi güzeldi her şey?
Eskiler ne demiş, körler ülkesinde tek gözlüler kral olur,…
Sayfa 106·Kitabı okudu
TARİH, GÜR AKAN BİR IRMAK..
(...) Tarihin gür akan bir ırmak olduğunu ve önüne gelen birçok şeyi süpürüp götürdüğünü hepimiz biliyoruz. Ufak tefek taşkınlara da alışığız. Ama ırmağın yatak değiştirmesi pek bildiğimiz bir şey değil. Sanki bir kırılma yaşadık ve tarih hissedemediğimiz bir hızla yatak değiştiriverdi. Bir başka hayatın akıntısında sürüklenirken buluverdik kendimizi. Aramıza sonradan katılanlar, ırmağın bu yeni tabiatında bir tuhaflık bulmuyor tabiî olarak. Ama biz, eskiler ve yenilerden biraz daha eskiler, kontrolden çıkmış bir ırmağın akıntısına kapılmış giderken içimizde bir başka ırmağın uzaklaşan çağıltısını duyuyoruz hâlâ. Yaşadığımız hayatta hiçbir şeyin sebepsiz olmadığı öğretildi bize. Her vücuda gelen şeyin, iyi ya da kötü, bir sebebi, sebepleri var. Öyleyse kendimizi neredeyse içinde buluverdiğimiz bu yeni hayatın da sebeplerini aramalıyız. Bizi yaşayageldiğimiz hayatın dışındaki bir hayata taşıyan nedir? Hem de başkalaştığımızı hissetme kabiliyetimizi yitirmemizi sağlayacak kadar büyük bir hızla! Bu seyir tabii bir seyir midir ve biz neden bu kadar kolay tav olduk bu gidişata? Bunlar zamanında sormayı ihmal ettiğimiz sorular. Biraz gecikmekle birlikte hâlâ sorabiliriz ve bu bize bir muhasebe imkânı verir diye umut ediyorum. -
Gökhan Özcan
Gökhan Özcan
, "Eski İle Yeni Arasında", yenisafak.com, 4 Haziran 2026-
gökhanözcanyazıları
MÛSİKÎ KADÎM BİR SAN'AT-İLİM...
(...) Eskiler, mûsikîyi matematik ve astronomi ile beraber ve öncelikle bir “ilim” olarak alırdı. Çünkü mûsikînin, feleklerin deveranından doğduğu, yapısında sayılar ve nisbetlerin âmil olduğu düşünülürdü. Eski Yunan’da bu tarz bir müzik kültürünü, müzik hikemiyatını ortaya koyan Pisagor’du ve ondan sonra müzik, “âlemşümul âhengin sanatı” olarak anlaşılmıştı. Ancak musikî eski Yunan’da ortaya çıkmış ve hikmeti ilk defa orada araştırılmış bir ilim ve sanat değildi. Onlardan çok daha önce Mısırlılar, Babilliler, İbraniler, Farslar, Hindliler ve Çinliler, hem bir sanat, hem de bir ilim olarak musikî hakkında önemli fikirler öne sürmüşlerdi. Musikî, bütün eski ve ibtidaî kültürlerde de, bazı ilmî, bazı İlâhî suretlerde mütalâa edilirdi.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Ocak 1997, Feyyaz Aksakal imzasıyla) Müzik Zevki ve Cihad Şuuru Hakkında
Akademya Yazıları