• “Beni hapiste vurdular ölmedim. Hastalandım bir ciğerimi orada bıraktım gene ölmedim, çok dövdüler beni kan kustum ama ölmedim, yaşadım, seni bir kez daha görebilmek için yaşadım. Şimdi bana dediler ki; kimse sesini duyamıyormuş. Susmuşsun. Benimle de konuşmayacak mısın keje. Sesini duyamayacak mıyım?”

    Eşkıya
  • 101 syf.
    ·10 günde·8/10
    Eski basım bir kitaptı. Bunu kelimelerin yazılışından bile rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Sanki bazı harflerin seçiminde Osmanlıca etkisi vardı. Remzi Oğuz Arık'ın çeşitli konulardaki makalelerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir kitap.
    İçerik olarak biraz bahsetmek istiyorum:
    DERNEK: Derneklerin bir takım prensipleri vardır. Başta gönüllülüktür, şahsi menfaat olmamalı. İkincisi eşitlik, hepsi sonuçta gönüllü girdi bu işe. Olsa olsa iş bölümü olabilir. Üçüncüsü hürriyettir. Söz düşünce iş hürriyetinin bulunmadığı veya kalmadığı dernekte ancak eşkıya, köle ve aylıklı memurcuklar kalır. Dördüncüsü yetkidir. Derneği kuranlar o dernekle ilgili konularda ilim sahibi olmalı. Beşincisi doğruluk ve samimi olmak faziletidir. Vicdan sahibi olmaktır. Bir derneği yaşatan tek müeyyide onu kuranların şerefi, vicdanıdır. Yoksa yok olurlar.
    KOMÜNİZM: Yeni rejimi kuranlar Anadolu Kurtuluş savaşını yapanlardır ve bu savaşlarda komünizmle o kadar yüz yüze gelmişler ki onun kitap sayfalarındaki nazariye değil, yüzlerce yıldır Türklüğün karşılaştığı Slavcılığın ta kendisi olduğunda tereddüt etmediler. Türk vatanseverlerinin komünizmi kanun dışı saymalarının asıl sebebi budur.
    Kanun dışı olan bu ideoloji aynı zamanda sınır dışıdır da. Ağırlık merkezi Türkiyenin dışındadır ve kendine inananlardan istediği ilk şart vatanlarını, milletlerini bu dış merkeze feda etmektir. Bu yüzden Türkiyedeki komünizme çalışanlar açıktan açığa savunmazlar, maskelidirler.
    MEHMED AKİF: Zamanında bazı sözlerinden dolayı o sözlerin muhatabı olan cemiyettekiler ona darılmış, hakaretler etmiş iseler de , sonradan onun değerini bildiler ve her fırsatta andılar. Mesela Türkçüler, Akif'in;
    "Bunu benden sorunuz, ben ki, evet, Arnavudum.
    Başka bir şey diyemem: İşte perişan yurdum."
    sözüne kızmışlardı zamanında. Şiir severler;
    "Şiire meslek diye, oğlum, verilir miydi emek?" mısrasından alınmışlar. İnkılapçılar;
    "Medeniye dediğin tek dişi kalmış canavar!" mısrasından türlü anlamlar yükleyerek onu gömmek istemişlerdi. Fakat şuan durum çoğunlukla tam tersi. Bunların başlıca sebebi bir kere Akif'in vefalı bir dost olmasıdır. Balkan Harbi, 1.Cihan Harbi, Kurtuluş Savaşlarında hep bu milletin yanındaydı. Müslüman birliği demek olan Osmanlı İmparatorlarluk topraklarının bir bir elden çıkınca bile milletine umut aşılayan dosttu. İslamcı olmasına karşın İmparatorluk yıkılınca "Asım"ında Türk varlığını göklere çıkaran dost odur. Ve daha fazlası sade, mert, tevazu sahibi, imanlı oluşu da diğer önemli değerleridir ve ona karşı bir samimiyetin oluşmasını sağlamıştır. "Burak BAĞRIAÇIK"
  • " Namus kavramında cinsiyet yoktur, insan vardır. Ve insan ya kalbiyle yaşar ve namuslu olur, ya da nefs-i İle yaşar namussuz olur. Şu eşkiya dünya, namusu zavallı kadının omuzlarına yükleyerek bütün namussuzlukları işliyor ama kimsenin bundan haberi yok"
    Bilal Civelek
    Sayfa 31 - Yediveren yayınları
  • 438 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Benim için, yeni bir kitaba başlamak zaman zaman zor bir işmiş gibi gelir. Yeni bir kitabın içine girmeye çalışmak, kahramanlara alışmak ve konuyu kavramak gözümde büyür ve sırf bu yüzden ilk sayfaları okuma işi biraz uzar.

    Ancak bu kitap -İnce Memed-  için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Kitabı elime alıp şöyle bir göz gezdireyim derken kendimi otuzuncu sayfada buldum . İlk sayfasından itibaren hikâyenin tam da içindeydim. Eğer vaktim olsaydı elimden hiç bırakmadan çok daha fazla okurdum hiç kuşkusuz.

    Kitaptan şöyle bir bahsedecek olursak İnce Memed, Yaşar Kemal'in otuz iki yıllık bir zaman diliminde yazdığı, dört kitaplık bir seriden oluşuyor.Yazar; Çukurova'yı, Çukurova insanını, İnce Memed'in eşkıya oluşunu ve sonrasında gelişen olayları  o kadar güzel anlatmış ve  betimlemiş ki sanki kitabı okumuyor bizzat kitabın içinde olayları yaşıyor gibiydim.  Kitabı okurken İnce Memed'in Abdi Ağa'ya karşı mağrur direnişine, Hatçe'ye olan aşkına, köylüler için kendini siper edişine, dağlardayken bile değişmeyen iyi yüreğine, Abdi Ağa'dan almak istediği intikamına ve dahasına şahit oluyoruz.( Daha fazla uzatıp kitapla ilgili bilgi vermeyeyim :) )

    Serinin diğer kitaplarında neler olacağını, İnce Memed'in hikâyesinin nerelere gideceği ve kimlere deceğini merakla bekliyorum.
  • Efsaneye göre bir gece keşişimiz evine giren bir hırsızı yakalar. Eşkıya bütün evin altını üstüne getirse de değerli bir tek eşya bulamaz. Ryokan Taigu ona şöyle der: '' Hiçbir şey almadan gidemezsin. En azından giyisilerimi hediye olarak kabul et. '' Hırsız kabul eder ve evden gider. Çırılçıplak kalan keşiş pencereden gökyüzüne bakar ve kendi kendine şöyle der: '' Zavallı hırsız, halbuki ona şu güzel Ay'ı sunabilirdim.'' Gecenin sonunda Ryokan Taigu kalemini ve japon mürekkebini eline alarak şu haiku'yu yazar:


    Hırsız en önemli şeyi unuttu:
    penceremdeki
    Ay'ı.
    Hector Garcia
    Sayfa 195 - İndigo Yayınevi