• Öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile,
    Gözümde canlanırdı eşkiya masalları.
    Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle
    Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri
    Kafada çelik gibi fikirler dursa bile
    Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:

    Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,
    Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.


    S.A
  • (....)
    Bir candarma bir köylüyü dövmez miydi, milletin gözü senin üstünde olurdu, al başına belayı. Bu dünya zulüm dünyası oldukça, böylece de kaldıkça milletin gözü eşkıyalığa bulaşmış, haksızlıklara, zulme dayanamadıklarına inandıkları kişilerin üstünde olur her zaman. Şu beş evlik köyde bile kocasından dayak yiyen kadın, anasından gözü korkmuş çocuk, candarmadan korkan delikanlı hep gelirler, hiç konuşmadan benim gözümün içine bakarlar. Bu köyde bile dayanamadım, belki on kere tüfeği alıp dağa çıkmaya davrandım, günlerce kendi kendimle cebelleştikten sonra şeytana lanet edip oturdum yerime. (....)
  • Devlet gemi inşa mühendisi Fethi Algon’u 1946’da Tatvan’a yollar. Kocaman bir iç deniz, üzerinde hiç deniz taşımacılığı yok.
    Fethi Algon eşini, iki oğlunu alır Kurtalan Ekpresi ile önce Siirt Kurtalan’a oradan da 8 saat (122 km) süren bir yolculukla Tatvan’a varır.
    Vardıklarında manzara şudur Tatvan’da: Yol yok! Okul yok! Elektrik yok! Su şebekesi yok! Türkçe bilen yok! Bakkal bile yok! Yok yok yok yok!!!
    Fethi Algon önce tersaneyi kurar ve Van Gölü üzerinde yolcu taşımacılığı yapacak gemilerin, kosterlerin, römorkörlerin üretimine başlar, iskelelerin yapımları da başlar eş zamanlı Ahlat, Erciş, Van ve Gevaş’ta.

    Sene 1950’de Van Gölü üzerinde yolcu taşımacılığı başlamıştır bile. Siirt Kurtalan’a gelenler karayolu ile Tatvan’a, oradan da göl çevresinde nereye gidecekse. Fethi Algon bakar ki herkes yakalayamıyor feribot saatlerini, der ki Denizcilik Bankası’na, buraya otel lazım.
    Bunun üzerine Doğu Anadolu’nun ilk ve tek dört yıldızlı oteli Tatvan’a inşa edilir vatandaş feribot beklerken rezil olmasın diye.
    İstanbul’dan Yalova’dan şefler, otel müdürleri getirilir personelinin eğitimi için. Otelin adı Denizcilik Bankası Oteli’dir. Bu arada tersane arazisi bir kampüs haline getirilir.
    1950’li yıllarda Van Gölü’nde yelken yapılır. Çevre illerden sayısız insan yelkenli izlemeye gelir.
    Fethi Algon’a devletin gönderdiği paralar Diyarbakır üzerinden gelir. Çünkü en yakın Ziraat Bankası oradadır.
    Mecido isimli bir eşkıya yolda parayı getirenleri soyar, bütün paraları alır. Jandarma bile Mecido’ya bulaşmak istemez.
    Fethi Algon, Mecido’ya haber salar, gelsin görsün beni diye. Mecido bir eşkıyadır ama devletin adamı çağırmıştır sonuçta. Kalkar gelir.
    Fethi mühendis derdini sorar. Mecido: “Adam vurdum, eşkıyayım diye kime bana iş vermez, ne yapayım.”
    Fethi Algon, 1.90 boyundaki bu dev adama Tatvan Tersane Kampüsü’nde bekçilik işi verir. Mecido eşkıyalığı bırakır. Karda tipide çoru çocuğu okula götürmek dahil her işe canla başla koşar. Tersanenin has adamı olur.
    Tatvan’da okul yoktu, mühendis Fethi Algon’un oğlanlar okula başlayacak olunca kaymakama valiye çıkıp, okul konusunu dile getirir. Sene 1948’dir.
    Vali kaymakam “yok öyle bir para bizde. Okulu yapın biz öğretmeni atayalım.” derler. Fethi Algon bulur buluşturur, tersane kampüsünde bir oda, bir kara tahta, 25 öğrencinin eğitim alacağı bir derslik kurar, valiye kaymakama haber salar, “atayın öğretmeni” diye.

    Böylelikle Tatvan’ın ilk okulu açılır. Öğrenci sayısı 25’dir. 23’ü Türkçeyi ilk defa okulda duyar. Fethi Algon ve ailesi 1959 senesine kadar Tatvan’da kalır ve bugün bile Bitlis il merkezinin daha önünde anılmasını sağlayan altyapıyı atarlar Tatvan’da.
    Sonra geldikleri yer olan İstanbul’a dönerler. Bozulan Türkçeleri nedeniyle çocukların lakabı artık kırodur İstanbul’da. Oğlanlardan küçük olanı Atilla yıllar sonra Denizcilik Bankası’nda müfettiş olur. 1970li yıllar filan. Tatvan denetlemesi vardır. Gönüllü olur.
    Yine Kurtalan Ekspresi ile Bitlis, Tatvan’a varır. 3 gece 4 gün. Tatvan’da babası zamanında açılan Denizcilik Bankası Oteli’ne yerleşir. Resepsiyonda dev gibi ama beli bükülmüş bir adam vardır. Resepsiyonda kavga etmektedir. Üstü başı perişandır.
    Atilla zar zor tanır adamı. Babasının eşkıyalığı bıraktırıp işe aldığı eşkıya Mecido…
    Sarılırlar, ağlaşırlar, dertleşirler. Babası gittikten sonra gelenler ne yapıp edip, kovulmuştur Tatvan tersanesinden Mecido eşkiyadır, adam vurmuştur, katildir diye.
    Oğlunun açtığı bakkal dükkanı geliri ile kıt kanaat geçinmektedirler Tatvan’da. Sorarım size? Fethi Algon da devlettir, sonrasında gelenler de? Bu devlet nasıl bir şeydir?
    Hele deyin bana. O değil de Fethi Algon’un torunu Burcu Algon bugün Azerbaycan yelken milli takımının koçu. Cumhuriyet’in yarattığı katma değer bugün Cumhuriyet’in sınırlarını aşıyor.
    Yalnız nasıl zamanlarsa eşkiyası bile kalite. Öyle bir Türkiye’ymiş.
    -Alıntı-
  • Efsane aktörümüz Şener Şen'e yer verilmiş bu sayıda .Yine çok beğendim. Üstelik okuyuculara Şener Şen'in oynadığı kült karekterlerin kapak tasarımını seçmeli yapmış.Ben buradaki görselde yer alan Eşkiya karekterli kapağı seçtim. Ayrıca içerisinde İlber Ortaylı Hoca'nın da yazısı var. Dergiyi sevenler ve takip edenler bu ay ki sayıyı kaçırmasın derim :)
  • “Alman Anayasası ne ifade ediyor? Hiçbir şey. Boş saman balyası. Taneleri prensler tarafından yutulmuş, geri kalanından ise saman yapılıyor. Parlamento ne işe yarıyor? Hantal bir at arabasından başka bir şey değil. Eşkıya prensler ve bakanlar, bu at arabasının karşısına çıkarak daha da ağır hareket etmesine neden olurlar. Onlardan özgürlük bahşetmelerini beklemek yanlış olur. Seçim yasalarımız ne ifade ediyor ki?..”
  • Niçin mi kalbimizle imtihan oluyoruz?

    İşte insanın bütün sorunu budur. Layık olmadığı halde kullara o kadar çok değer veriyorlar ve kalplerinin batıni yani iç tarafına o kişileri yerleştiriyorlar ki Allah seni o kişilerle imtihan ediyor. Onlardan ceza yiyorsun. Onlar tarafından aldatılıyor yahut da yarı yolda bırakılıyorsun.
    Allah paylaşılmak istemez..
  • Akranlarımdan birçoğunun çapraz fişeklikler takıp mavzeri sırtlayarak çeteliğe çıktığını, bunlardan bir kısmının düşman, bir kısmının eşkıya tarafından öldürüldüğünü görünce, benim de akıbetimden korkmaya başlamıştı.