• Ansızın gelen eskiye özlem duygusu acıtıyor
  • Gözağrısı, değerlerimizle şekillenmiş mazimizi anıyor. Çocukluğumuzun masum, hevesli, eğlenceli anılarını günyüzüne çıkarıyor. Eskiye özlem kitabın ana teması. Büyükşehir telaşesinde unutulan günleri, artık göz ardı edilen değerleri hatırlatmak istiyor.

    2017 En İyi Deneme Kitabı Ödülü'nü alan kitap, beklentimi yüksek tutmama neden oldu. Birkaç denemesi dışında etkileyici olmadığını söyleyebilirim. Sürekli tekrarlanan cümleler, eğreti duran betimlemeler, eksiltili cümleler benim için sıkıcıydı.

    ''zihinlerin şemsiyesiz sıcak taşlıkları / batmakta olan güneşin kir bulaşığı donuk turuncu kıvamı / gövdemizin gizli buzullar gibi ıssızlaşan nahiyeleri / bir kırmızı çiçeğin mercekte buğulandıkça kızıllaşan yalnızlığı / alabildiğine uzanan sarı sessiz düzlüklerin sırma saçları / o kir bulaşığı turuncu güneş lekesi / sükûnetin kanun olduğu sularda kıpırtısız bekleyen kayıklar / içimizin direngen bozkırları''

    Böylesi betimlemelerle geçen ve beni yoran bir okuma oldu. Kitaptaki denemelerin, yazarın dergi ve gazete yazılarından derlendiği belli oluyor. Elinizde daha iyi bir kitap yoksa sadece vakit geçirmek için okunabilir.
  • Ne değişti? Çocukluk yıllarımızın üzerinden geçen yaklaşık 25 senede neler değişti? Neler eskisi gibi kaldı? Neleri özlüyoruz? Nasıl bir gelecek bekliyoruz?

    Biz çocukken istediğimiz her şeyi elde edemezdik. Küçük şeylerden mutlu olmasını bilir, kendimizi mutlu edecek bir şeyler daima bulurduk. Gazoz kapağı, kiremit taşları, küçük bir plastik top, ip, eski kibrit kutularının kâğıtları, meşeler… Bunlar bir çocuğu mutlu etmeye yeter mi? Evet. Fazlasıyla yetiyordu. Yani parayla saadet satın alınmıyor.

    Biz çoğun ne demek olduğunu bilmiyorduk ki aza kanaat edinelim. Motorlu taşıtların henüz sokaklarımızı yarış pisti gibi kullanmadığı yıllardı. Sokaklar bizimdi. Onlar sanki bahçemizdi. Şimdiki gibi ayrı gayrımız yoktu. Kızlı-erkekli beraber ip atlar, toplu saklambaç oynar, önümüze gelene bin tekme atar, bezirgâna sürekli kapı açtırırdık. Hey gidi günler!

    Akşam olduğunu annelerimizin o meşhur “hadi yemek hazır, eve gel artık!” sesini işittiğimizde anlardık. O zamanlarda komşulara olan güvende hiçbir kuşku yoktu. Bir komşunun evinde saatlerce kendi evimizdeymişçesine oturur, orada her istediğimiz önümüze gelirdi. Biz sormadan ve istemeden.

    Para hiçbir zaman bizim aradığımız bir meta olmamıştı. Küçük birkaç demir arabayla yılanlı yolda oyun oynamak ya da hepimizin özel sahip olduğu bir taşla sekiz kareden oluşan sek sek oyununu oynamak hepimizi mutlu etmeye yeterde artardı bile.

    Benim için mutluluk ilkokulda arkadaşımın evinden getirdiği ekmek arasına peynir domates konulmuş teneffüs öğünün paylaşılmasıydı. –ki bir daha o tadı bulamadım.

    Benim için mutluluk okul çıkışı koruması olmayan salıncakta ters dönecekmişçesine birbirimizi hızla sallarken o hızla en ileriye atlayabilmeye çalışmaktı.

    Benim için mutluluk sokakta oyun oynarken kazandığım meşeleri evde oturup sürekli saymak sonra tekrar saymaktı.

    Benim için mutluluk ip atlarken arkadaşımın gözbebeğinde beliren sevinç ışıltısını yakalayabilmekti.

    Benim için mutluluk sokağa çıktığım zaman arkadaşlarımı hep bir arada görebilmekti.
    O zamanlar oyunlar toplu oynanırdı. Şimdiki gibi çocuklar bencil değildi. Her şeyi paylaşırdık. Topumuzu, oyuncaklarımızı, bisikletimizi, sevinçlerimizi, kederlerimizi.

    Şimdiki çocuklar eğmişler kafalarını sokakta telefon ve tablete, evde bilgisayar ve televizyona! Bencil bir hayat sürüyorlar. Ya da ailesinde kendisine alınan pahalı bir oyuncakla hava atma telaşına düşmüş, ya da bisikletinin cakasını satma derdine düşmüş bir aşağı bir yukarı pedallayıp duruyor. Bu esnada ebeveynleri de uzaktan göz temasını kaybetmiyor. Çocuğuma bir şey olur diye hep bir tedirgin ruh hali içerisinde strese girmeden edemiyor.

    Peki zamanımızın çocukları kötü çocuklar mı? Elbette ki değiller. Bu zamanın ruhu ile alakalı bir durum. Şu anda çocuklar her şeyi bizim zamanımızdakinden daha önce öğreniyor, daha fazla bilgili oluyorlar ve teknoloji ile küçük yaşlarda tanışıyorlar. Bunların katkılarını büyüdüklerinde kuşkusuz göreceklerdir.
    Belki de biz eskiye, geçmişteki yaşanmışlıklara, sade ama samimi havaya, tekrar birlikte beraber olabilmeye, tekrar çocuk olabilmeye özlem duyuyoruz. Dolayısıyla çocuklarımızın da özlemini duyduğumuz zamanlarda ki gibi yaşamasını ve olmalarını bekliyoruz. Ama bu olanaksız!

    Öyleyse nasıl bir gelecek bekliyoruz? Asıl önemli olan çocuklarımızın ne ile oynayıp büyüdüklerinden ziyade, büyüdükleri zaman bizi biz yapan toplumsal değerlerimize, geçmişimize, örfümüze, adetlerimize, ananelerimize sahip çıkıp çıkmayacakları ile alakalı bir durum.
    Geçmişle-geleceği, kültürle-teknolojiyi harmanlayıp ileriye sağlam adımlar atabilen çocuklar yetiştirebilmektir esas olan. Tarihini okuyup bilen, atalarına sahip çıkan, geçmişini hem unutmayan hem de geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarabilen bir nesil yetiştirebilirsek işte o zaman gelecek bizim için daha aydınlık ve daha müreffeh olacaktır.

    Çocuklar bizim geleceğimiz ve ümidimizdir. Onları koruyalım ve iyi birer vatandaş olmalarına gayret sarf edelim. Güçlü ülke olmanın yolu, güçlü bireyler yetiştirebilmek ve oluşturabilmekten geçer. Biz bunu başarabilecek güçteyiz yeter ki isteyelim.

    Sevgiyle ve muhabbetle kalın…
  • “Azat buzat ,bizi Cennet kapısında gözet!”
    “Gözeeeet,oooy gözeeet…”

    Semih,Süleyman ,Hayri namı diğer “Üçler” canlı kuş yakalayarak bu kuşları Müslümanlar için cami,Hristiyanlar için kilise ve Yahudiler için sinogogların önünde “azat buzat ,bizi cennet kapısında gözet” diye satarlar. Satabilirlerse ne ala ,bir bayram havası yaşanır adeta. O tuttukları rengarenk kuşları geri ait oldukları yere ,gökyüzüne uçurmak en çok istedikleri şey.Ama paranın gözü kör olsun işte mecburlar bu işi yapmaya…
    Satamadıkları kuşlar ya ölür ya da yemek zorunda kalırlar.

    **************************************************


    İyi ki tanıştık büyük usta…

    Ben Yaşar Kemal’in kalemini çok beğendim.Bu kısacık kitap bile öyle doyurucuydu ki bendeki bıraktığı etki anlatılmaz… Netten araştırdığım kadarıyla kısaca sizlerle de paylaşmak isterim:

    Yaşar Kemal -( 1923-2015)
    Tam adı : Kemal Sadık Gökçeli
    Kürt kökenli Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı. Yalnızca Türk romanının değil dünya edebiyatının da önde gelen isimlerinden biri olan Yaşar Kemal’in yapıtları kırkı aşkın dile çevrilmiştir. Yaşar Kemal, Türkiye’de aldığı çok sayıda ödülün yanı sıra yurtdışında aralarında Uluslararası Cino del Duca ödülü, Légion d’Honneur nişanı Commandeur payesi, Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı, Premi Internacional Catalunya, Fransa Cumhuriyeti tarafından Légion d’Honneur Grand Officier rütbesi, Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü’nün de bulunduğu yirmiyi aşkın ödül, ikisi yurtdışında beşi Türkiye’de olmak üzere, yedi fahri doktorluk payesi aldı.

    **************************************************
    İstanbul’un değişmesi ve insanlığın da şehirle birlikte kirlenmesidir anlatılan… Eskiye özlem sıkça dile getirilir:

    “İnsanlık öldü mü? dedim.
    “Yok,” dedi,
    “ölmedi ,ölmedi ama,bir şeyler oldu,başka bir yerde sıkıştı kaldı herhalde?”
    “Nerede kaldı acaba?”

    **************************************************

    Dindar insanlardan beklenenin dışında görülen davranışlar… Nerede hoşgörü? Nerede dedirtti… Dini inancıyla insanlığı örtüşmeyenler…

    Kuşlar da gitti …

    “Azgın suratlı ,bereli adamlar,gözleri velfecr okuyan,camiden Allah’la yaman bir döğüşten çıkmışçasına,yüzlerinin olanca nurunu orada,içeride bırakmış çıkan insanlar,mümin mi bunlar,bu öfkeden bastıkları yeri çatlatanlar,bunlar mı mümin? Kuşlar başlarını alıp gittiler ,çoktan…”


    İnsanlığın insanlardan gittiği gibi!

    **************************************************

    Etkinlik için Li-3 ‘e teşekkür ederim . Etkinliği oluşturan ,katılan herkesin emeğine sağlık… Kesinlikle Yaşar Kemal okumaya devam edeceğim…
    Anlatacaklarım bu kadar,ben çok beğendim ve tavsiye ederim… İnsanlığın bitmemesi umuduyla …

    https://www.youtube.com/watch?v=R8DuZJ5-dmA


    Teşekkür ederim…
    Sevgiler…
    Saygılar…
  • Geceyarısı, karanlık bir bozkırda
    Işıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım
    İçinde onca insan, içinde dünya...
    Soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum
    Ve bilmeyen sonsuzluk nedir,
    Haklı olan kim bu kargaşada?
    Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiir
    Ucu bucağı olmayan bu çığlığın
    Ortasında nasıl barışılabilir?
    Anlamak isterim, hangi yasa
    Bir beşikle bir darağacını
    Aynı ağaçtan, ne adına varedebilir?

    Sorular sormak için geldim şu dünyaya
    Yaşım acıların yaşıdır
    Boynumu üzgün bir çiçek gibi kırıp da
    Yollara düştüğümde, başımda deniz köpüklerinden
    Ya da sabah yellerinden bir taçla
    Yürüdüğüme inanırdım - yanılırdım
    Geceyi günle, acıyı sevinçle kardığım
    Bu söylencenin bir yerinde durakladım
    Ve anlatamadım, konuşamadım bir daha.

    Acını ödünç ver bana, gözyaşlarını
    Damarlarında uyuyan sevinci ödünç ver
    Yitirdim çünkü onları da..
    İlenmiyorum, el çırpmıyorum artık
    Ne aklımda yaşadıklarım üstüne düşünceler
    Ne de geleceğime dair bir tasa.
    Gelirken çan çalmıyor yalnızlık
    Bir adam, bir sokak, bir ev
    Yüzle, gülüşler, susuşlar boyunca

    Soruların vardı senin, ne çok soruların
    Gözlerin dünyayı eleyip dururdu boyuna
    Bir fısıltı gibi başladı sevgim
    Çığlık oldu, kağıtlarda çiçek açtı sonra
    Sonrası...Mutlu bile olduk bazı
    Artık sen yadsısan da ne kadar
    Ya da ben bilmiyorum mutluluk nedir
    Anlatsın yollar, yollar, yollar...

    Şimdi gece, soluğumu verdim içime
    Az önce kağıtlara gül kuruları serptim
    Dolaplardan kekik, nane kokuları çıkardım
    Öylece serptim, seni yazacağım diye
    Sen ki, deniz görmemiş bir deniz kızısın
    Aklımın almadığı bir yerde, öylesin
    Şimdi gece, iki kişilik bu yalnızlık
    Bize artık yeter de artar bile...

    Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın
    En yakın dostlarımın birer birer
    Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların
    Ölümünü gördüm, ama kimse
    İnandıramaz beni öldüğüne sevgilerin!
    Yaşam ki bir kum saatidir usulca akan
    Dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkca
    Yaşımız biraz da sevgilerimizin akranıdır
    Vereceğimiz tek şey budur dünyaya.

    Şu dağılgan yüreğimi, şu köpüklere imrenen
    Yüreğimi bir gün yollara atarsam
    Bir gün bir nehir yataklarına dolarsam, korkarım
    Suyumun çoğu senden yana akacak
    Bütün sözcüklere adını ekleyeceğim
    Güldeniz, Gülekmek, Gülyağmur, Gülsarap
    Gülaşk, Gülsiir, Gülahmet, Gülerhan
    Ey gül yaşamım, yitip giden düşlerim!

    Gecelerdi, solgun - sessiz tüterdi yüzün
    Yatağımda bir kımıltıydın, dilimde türkü
    Uykusunda konuşurken sesini öptüğüm
    Varmak için beyninin kıvrak dağ yollarına
    Kokundu, bedenimi saran o ince buğu
    Esintisinde usul usul yürüdüğüm
    Ki değişmem yaseminlerle, portakal ağaçlarıyla..

    Sanki bir kız yürürdü yollarda
    Evimin sokağına girer, paspasa ayaklarını silerdi
    Kapımı açardı gümüş bir anahtarla
    Sanki hep gelirdi, sevişirdik bazı, konuşurduk
    Tozlu kitapların yığıldığı odalarda
    Kalırdı duvarlarda gülüşünden bir tini
    Yatağımda bedeninden bir oyuk.

    Benimse ellerim titrerdi, alnının aklığından
    Saçlarına saçlarına doğru titrerdi
    Şimdi kağıtların üstünde gidip gelen ellerim
    Titremiyor artık , yolunu biliyor şimdi
    Geceyarılarını çoktan geçti
    Bu şiir bitmeyince varolmayacak ellerim
    Ellerim uykusuz, ellerim geberesiye yalnız
    Süzülüp alçalıyor karanlığa doğru.

    Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimden
    Seninle var ve seninle sürüp gidecek artık
    Bir akdeniz kentinde limon koklayan
    Ve hep ufkun ardına bakan çocuk
    Acıyı buldu sonunda, kanayan bir gülden
    Çaldı yüzünü bir yaşamlık
    Geçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarından
    Şaire çıkar adı - az buçuk kaçık.

    Yeryüzünden silinmiş ırkların sonuncusuyum ben
    Oturup da şimdi aşk şiiri yazmam bundan
    Gülsün köpek sürüsü, lime lime edip
    Bu dizeleri, satsınlar haraç-mezat
    Doğru, benden sonra da tufan kopmayacak
    Ama haykıracağım laflarını tuzla kesip
    Yitip giden bu aşkı, nefesim tükenene dek.

    Beynime bir sarkaç gibi vuruyor sorular
    Neresinde yanıldık biz bu yaşamın?
    Hangi el bozdu büyüyü, hangi yazı
    Acılara hüküm verdi, soldan sağa taşarak?
    Kalbimde yıllardır kabuk bağladı yaralar
    Ödüm kopuyor, bir gün hepsi birden kanamaya başlayacak diye
    Yenilmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim hiçbir şeye
    Hep direnen bir yanım kalacak
    Adımın soluk izi, acının seyir defterinde.

    şimdi gece, bindokuzyüzseksenikiyle
    Üçyüzaltmışbeşi çarp - oradayım işte
    Yorgun değilim, umarsızım yalnızca
    Geçmişle geleceğin öpüştüğü yerde bir nokta
    Gibiyim ve çoktan dürüldü defterim
    Uçurumlar üstünde uçuşur dizelerim
    Onlara köprü olacak bir beden yoksa da..

    Bu benim yalnızlığım, dalsızlığım benim
    Kana kana içtiğim çeşmelerden susayarak ayrılmak
    Titreyen bir ışık karanlıklarda
    Onu kim görebilir, kim tanıyabilir?
    Sonuda hep bir soruyla karşı karşıya kalmak
    Boynumun borcu bu, ödenmedi yıllardır.

    Her aşktan böyle bir şiir kaldı bende
    Yaşamımın bir dilimini özetleyen
    Unutuşun çiçekleri bunun için hiç açmıyor
    Donuyor bir gülüş tek bir dizede
    Yaşanmış yüzlerce anı, buruk bir özlem
    Çivileniyor beynimin bir yerlerine
    Geride -hayır- acılar filan da kalmıyor
    Bir boşluk yalnızca, uçurumlara özenen.

    Nefret ediyorum ve seviyorum seni
    Girdiğin bütün kapıları açık bırak
    Birazdan git diyebilirim çünkü..
    Çağım yalnız bırakmıyor beni, ellerini
    Tutuşumda, usulca öpüşümde dudağını
    Çağım aramızda çekilen kanlı bir bayrak
    Uzayan, akan bir irin yolu gibi.

    Sözcükleri güden çobanları var kalbimin
    Beynimin yaşamı saran kıskaçları
    Bitsin dediğim yerde bunun için başlıyorum
    Yitirdiğim her şeye dönüp de bakmam bundan
    Sensin yalnızlığa uzanan yolların düğüm yeri
    Ama şu anda içimde öyle çoğulsun ki
    Böyle irkilmezdim dünyayı kucaklasam.

    Çapraz yalnızlıklar astım göğsüme
    Yollarda bir savaşçı gibi yürüdüğüm doğrudur
    Gözlerle, dillerle kuşatılmış bir ülke
    kalbimdir ona tek sınır
    Susmayı bunun için severim bir çığlık gibi
    Donup kalır sesim kendi göğünde
    Onu ne anlayan, ne de duyan bulunur.

    Yaşamım sonsuz bir hac yolculuğuna dönüşüyor burada
    Kendi içimde ya da uzak yollarda
    Bulduğum ve yitirdiğim bütün varlıklar
    Bir mozayiğe biçim veriyorlar sessizce..
    Bende dünyanın acısıyla sevinci öpüşüyor
    Irmakların birleştiği o nokta benim
    İtilip tekmelendiğim bütün kapılarda
    Bana atılan her taş şimdi çiçek açıyor.

    Bir gün anlarsın beni neden suskunum
    Dünya içimde konuşurken böyle
    Bedenimi aşıyor yorgunluğum
    Karşında oturduğum masalardan dökülüp saçılıyor
    Bu öyle bir çığlık ki, susuşlar kalıyor geride
    Ondan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor.

    Adını çoktan unuttun yüzün aklımda
    Ve bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum
    Ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur
    Bunun için ben Gül dedim sana..
    Yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa
    Kökleri toprağı saramaz olur
    Üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan

    Söylenecek bir tek sözüm kalmazsa
    Çizerim yüzünü kuşların kanatlarına
    Her çırpınışta gökyüzüne dağılır
    Yüzün, hücrelerine varana dek uçuşur.

    Kağıtların aklığına aşkın tortusu çöküyor
    Parklar, sokaklar, söylenmiş ya da söylenmemiş sözler

    Yazdıkça biraz daha unutuyorum seni
    Ve her yerde düş tacirleri, şiirseviciler
    Bir şeyleri yorumlayıp duruyorlar aptalca
    Büyüteçlerle inceliyorlar şu yitik ömrümüzü
    Ben aşkın son hasatçısı, son peygamber
    Gülünç, soyu tükenmiş bir varlığı oynuyorum boyuna.

    Sana artık bir sığınak olsun bu şiir
    Noterlere ver onaylasınlar - her hakkı saklıdır
    Düşün, kalemimi sen tuttun yazarken
    Yeni okula başlayan bir çocuğa yardım eder gibi
    Öyle acemilikler yaptım ki ben
    Hiç kalır bu şiir onların yanında ve
    Nasıl ayaktayım diye şaşıyorum bazen.

    Görüp göreceği son şey bu şiirdir dünyanın
    Çığlığımdan arta kalan bunlar olacak
    Aklımın son kırıntılarını da burada harcıyorum
    Bundan böyle ibreler hep eskiye vuracak
    Yakınmıyorum, yerinmiyorum hiçbir şeyle
    Kalırsa odalarda unutulmuş birkaç şiir
    Bir yeniyetmen in altını çizeceği dizeler benden
    Senin adın nasılsa bir gün hepsini tamamlayacak...